
Ayvalı tart, ayvalı taskebabı olur da ayvalı cumartesi olmaz mı? Olur.
Herşey geçenler Shrek'in eve bir koca torba ayva ile gelmesiyle başladı. Ayvaları bir tepsiye yaydım ve bir hafta boyunca mutfakta bir tezgahtan ötekine, tezgahtan masaya, neresi müsaitse oraya dolaştırdım durdum. Sonunda bu sabah sahilde yarım saat yürüyüş yaptıktan sonra eve döndüğümde bilgisayarımı alıp mutfak masasına kuruldum ve internet araştırmasına başladım. Akşamüstü olduğunda 6 tanesi ayva tatlısı, 6 tanesi ayva reçeli, 2 tanesi ayvalı cevizli kek, 1 tanesi ayvalı cevizli topkek olmuştu. Sonra da kendime bir çay yapıp fotoğrafçılık oynadım.
Tarifleri zaten bloglardan bulduğum için detaylı tarif vermeme gerek yok; nerelerden bulup nasıl uyarladığımı anlatsam yeter.
Önce ayva tatlısı...
Ayvaları ikiye bölüp, ortalarını çıkarıp, kabuklarını soyduktan sonra bizim pastane'nin yaptığı
ayvalı tartın üstünden gördüğüm gibi 2 bardak su + 2 bardak nar suyu ile kısık ateşte pişirdim. Ortalarına birer çorba kaşığı tozşeker koymama ve çekirdeklerini de birlikte koymama rağmen ne çok tatlı, ne de çok kırmızı oldular.
Ayva tatlısından sonra sıra ayva reçeline geldi.

Yabancı bir sitede okuduğuma göre ayvaları ikiye bölmek yerine dikine elma dilimleri çıkarmak ve ortasını çıkarıp minik doğrayarak suya atmak kararmalarına engel olurmuş. Ben de öyle yaptım. 6 bardak suyu kaynatıp ayvaları süzerek içine attım; çekirdekleri de minik bir tülbentin içinde içine attım. (Evde bu iş için kullanacak ne bulabilirim diye dolanırken, ütü için annemin getirdiği tülbentin köşesinden kesmek zorunda kaldım) Ayvalar yumuşadıktan sonra 4 bardak tozşeker ekledim ve kısık ateşte kaynamaya bıraktım. Kaç saat kaynadı bilmiyorum, suyu hala çok akışkan olmasına rağmen sıkılıp kapattığımda hacmi yaklaşık yarıya inmişti. Kapatmadan birkaç dakika önce içine yarım limonun suyunu da ekledim, aynı okuduğum pek çok tarifteki gibi. Soğuyunca suyu daha koyulaşırmış, bakalım doğru muymuş?
Öğlen, tam ben reçel için ayvaları doğrarken Badem aradı. Akşamüstü oğlunu kursa bıraktığında Metrocity'de dolaşmayı düşünüyormuş, alacağı şeyler varmış, ben de gider miyim diye sordu, ama benim reçel maceramın ne zaman biteceğini kestiremediğim için programı onun bana gelmesi şekline döndürdük. Böylece bana kalan ayvaları çay yanında ikram edilecek bir şekle sokmak için bahane çıkmış oldu.

Çay saatine yetişmesi için ayvaları hızlı bir şekilde yumuşatmam gerekiyordu; ben de ince doğrayıp, soyup biraz tereyağında, az tozşeker de ekleyerek soteledim. Dilimli silikon kabımı yağlayıp dibine pişmiş ayva dilimlerini dizdim. Sibel'in Kahvesi'nde okuduğumdan beri "yap beni, yap beni" diye dürten
krem şantili kek hamurunu hazırlayıp üstüne döktüm, ama baktım ki benim kalıp bu hamura biraz küçük gelecek, hepsini koyarsam çok dolup pişerken taşacak, kalan pişmiş ayva dilimlerini küçük doğrayıp kalan hamura kattım ve altılı muffin kalıbıma paylaştırdım.
Fırını 180 dereceye ısıtmıştım zaten. İki kalıbı birden fırına yanyana koydum. Tabii topkekler çok daha önce pişti. Onları çıkarırken gördüm ki kekin içi daha pişmemiş ama üstü epey kızarmış, aluminyum folyoyla üstünü kapattım ve pişirmeye devam ettim.

Bu arada Badem arayıp gelemeyeceğini haber verdi, çok trafik olduğunu görünce oğlunun kurs çıkışına yetişememekten korkup gelmekten vazgeçmiş. Ayvalı topkek, planlanmamış, özellikle istenmemiş, kazara oluvermiş bir çocuk gibi sevilmediğini sanmasın diye onun başrolde olduğu bir fotoğraf çektikten sonra sevgi gösterisinin devamı olarak kendime çay yaptım ve iki tanesini yedim.