10.3.07

5 Bilinmeyen

Çakıltaşı'nın beni sobelediğini farkettiğimden beri aklım bir yandan sürekli bununla meşgul, benim kimsenin bilmediği neyim kaldı diye düşünüp duruyorum. (sobelediğini onun yazısından bir ay sonra gördüm, yoksa bir aydır düşünüyor değilim; o kadar da değil). Bu yazıya başlarken halen ne yazacağımı bulmuş da değilim, kendimi klavyeye bırakmaktan başka çarem kalmadı. Bir ara "hala anlatmadığıma göre onlardan gerçekten utanıyor olmalıyım" deyip beni utandıran şeyleri düşünmeye başladım ki bu sobe tehlikeli olmaya başladı. Sonra küçük, kimsenin bilmeyeceği kadar küçük detaylar aklıma gelmeye başladı. Gördüğünüz gibi lafı çevirip duruyorum, hala ne yazacağımı bulmuş değilim. Ya da eskileri karıştırmalı. Hah buldum bir şeyler galiba...

1.) Benim gözlerim 6-7 yaşlarında bozulmaya başladı, ilk ve ortaokul gözlüklü geçti; tam hatırlayamıyorum ama galiba orta sonda lens kullanmaya başladım. 1995'te lazer operasyonuyla hem gözlüğü, hem lensleri atmadan önce biri 5, diğer 7 derece miyoptum.

2.) Sonra ben üniversite yıllarında Haylaz'la çıkmaya başladığımda sigara içmeye de başladım. Ondan ayrılana kadar, tam 12 sene sürdü bu durum. Öyle tektük filan da değil, günde en sertinden bir paket... Mammut'tan ayrıldıktan sonra tektük içmeye başladım ama paket taşıma seviyesine dönmeden bıraktım yine, itiraf ediyorum, sanırım Shrek nefret ettiği için.

3.) Sonraa, benim kulaklarım yelkendi, 13 yaşıma kadar. Bunu komplex haline getirdiğimi düşünen annem (yani herhalde annem, yoksa o hep "babanla böyle düşündük" diye anlatır ama babam gibi rahat bir adamın payı olacağını hiç sanmam) lokal anesteziyle yapılan bir operasyonla bu durumu düzelttirdi. Evet, saçlarını toplayabilmek iyi bir şey tabii, ama öte yandan, o yaşta bir kızda özgüven eksikliğine yol açmaz mı böyle bir şey? Bilmiyorum, içerde bir yerde fazlasıyla onaylanma ihtiyacı duyduğum, bunu örtbas etmek için kimsenin onaylamayacağı şeyler yaptığım bir gerçek, ama bunun ne kadarının annemden kaynaklandığını bilemiyorum.

4.) Başka, başka, mmm, kadınların iyi dövüştüğü aksiyon filmleri hoşuma gider. Aklıma bir örnek gelmiyor, herhalde hatırlamaya değecek filmler olmadığından; ayrıca bu o iyi dövüşen kadının başrolde olmasını gerekmez, sadece bu tip sahne de olabilir. (Su anda televizyonda yarım göz izlediğim aptal bir aksiyon filminin bir sahnesi hatırlattı; film aptal ama savaşçı kadın sahnesi yine de hoşuma gitti.) Şimdiye kadar deneyip de yaparken en mutlu olduğum sporun kickbox olması boşuna değil demek ki, belki de içimde dışarı vuramadığım saldırgan bir enerji var, topu topu birkaç ay gitmiştim ama çok iyi gelmişti; iyice yaşım geçmeden devam etmeliyim. Bu yazının görseli de o antrenmanlardan bir görüntü olsun.

5.) Veee sonuncu bilinmeyen (yoksa anlamış mıydınız?): ben herşeyi çok ciddiye alırım. Mesela yurtdışına gittiğimde Shrek, yoluma çıkarsa, görürsem almam için bir şey ister, ben önce bulabileceğim dükkanların listesini çıkarır, adreslerini haritadan işaretler, bütün günümü onun istediğini arayarak geçiririmİ ya da Prenses (ablamın kızı) benden cheesecake tarifi istediğinde en güvenilir bloglardan 5 tarif kopyalayıp maille gönderirim. Sessiz sinema ya da tabu oynarken puan kazanmayı gurur meselesi yaparım. Örnekleri çok da şimdi aklıma gelmiyor.

Benden bu kadar. İyi bir beyin jimnastiği oldu ama vallahi yoruldum. Sobelenmeyen kimse de kalmamıştır herhalde, ben kimseyi sobelemiyorum.

3 yorum:

mz dedi ki...

Ben de kendo yapmayi cok seviyorum, elimde kilicla karsimdakine tum gucumle, ustelik bagirarak, saldirmak icimdeki butun kotu enerjiden kurtulmami sagliyor. Bunun nedeni icimizdeki gizli saldirganlik degil bence, tam tersi, saldirmak istediklerimize karsi ofkemizi kusamadigimizdanmis gibi geliyor.

dory dedi ki...

Evet evet, öfkeyi ifade edebilmek de lazım. Fazla terbiyeden kavga edemiyoruz; bir de okuduğumuz onca popüler psikoloji kitabı, öfke ikincil duyguymuş da birincil duyguyu bulup ifade etmek lazımmış da.. doğru ama anlayana.

cakiltasi dedi ki...

Bu sobeleme işi stres verici değil mi, sanki oturup neyim ben diye muhasebe yapmak zorunda kalıyor insan. Yine de ilginç ipuçları çıkması güzel, kulak meselesi mesela :)