Ben ne güzel yemek etkinliklerine katilip örgü modelleri gösteriyordum. Yavas yavas icinde tutamaz hale geldim... Biraz daha enerjim olsa kadinlarla ilgili calisma yapan bir sivil toplum örgütüne katilacagim da ne faydam olacagini kestiremiyorum, kendime bir rol bicemiyorum. Anne ve Yönetici Kadin rolleri de pek yarim yamalak kaldi zaten. Neyse, asil diyecegim baska...
haberturk'te 14 Aralik’ta yayinlanmis, isteyen linke tiklayip okusun ama cogunu buraya kopyaladim. TBMM Saglik, Aile Calisma ve Sosyal Isler Komisyonunun benimsedigi kanun tasarisinda, Türk Medeni Kanununda öngörülen tedbirlerden ayrı olarak, eslerden birinin veya çocukların veya aynı cati altinda yasayan diger aile bireylerinden birinin ya da mahkemece ayrilik karari verilen veya yasal olarak ayri yasama hakki olan veya evli olmalarina ragmen fiilen ayri yasayan aile bireylerinden birinin aile ici siddete maruz kaldigini, kendilerinin veya Cumhuriyet bassavciliginin bildirmesi üzerine, Aile Mahkemesi Hakimi, sorunun bireylerinin esyalarına zarar vermemesi, aile bireylerini iletisim araclariyla rahatsiz etmemesi, varsa silah veya benzeri araclarini genel kolluk kuvvetlerine teslim etmesi, alkollü veya uyusturucu herhangi bir madde kullanilmis olarak, siddet magdurunun yasamakta oldugu konuta veya isyerine gelmemesi veya bu yerlerde bu maddeleri kullanmamasi, bir saglik kurulusuna muayene veya tedavi icin basvurmasi öngörülmüs. Tedbirlerin uygulanması amaciyla öngörülen süre alti ayi gecemeyecek, hükmolunan tedbirlere aykiri davranilması halinde tutuklanacagi ve hakkinda hapis cezasına hükmedilecegi, siddet uygulayan es veya diger aile bireyine ihtar edilecek. Eger siddeti uygulayan es veya diger aile bireyi, ayni zamanda ailenin gecimini saglayan kisilerse hakim, bu konuda magdurların yasam düzeylerini göz önünde bulundurarak, talep edilmese dahi tedbir nafakasina karar verebilecek. Koruma kararinin bir örnegi, mahkemece Cumhuriyet bassavciligina iletilecek. Cumhuriyet bassavciligi, kararin uygulanmasini genel kolluk kuvvetleri marifetiyle izleyecek. Koruma kararina uyulmamasi halinde, genel kolluk kuvvetleri, magdurların sikayet dilekcesi vermesine gerek kalmadan resen sorusturma yaparak, evrakı en kisa zamanda Cumhuriyet bassavciligina iletecek. Cumhuriyet bassavciligi, koruma kararina uymayan es veya diger aile bireyleri hakkında Sulh Ceza Mahkemesinde kamu davasi acabilecek. Fiili başka bir suç oluştursa bile, koruma kararina aykiri davranan es veya diger aile bireyleri hakkinda ayrica, üc aydan alti aya kadar hapis cezasi verilebilecek.
Bunlar teoride cok güzel de kim uygulayacak, nasil uygulanacak? Tesadüfen bu habere rastlamam tam da bugüne denk geldi. Ben de yazsam mi, yazmasam mi diye düsünüyordum. Olanlarin bir kismini daha anlatmam icin bir mesaj mi bu haber yoksa…
Bugün nası ızrar konulu davamin durusmasi var. (nasi izrar, esyaya zarar verme anlamina gelen bir hukuk terimi) Hikayesini anlatmak icin, olaylarin basina, 2003 yazina dönmem lazim. Ayrilmak istedigimi söyleyince baslayan psikolojik baski (cocugumu alip göstermeme tehdidi, geceyarisi konusalim diye dagbasina götürüp anlasmadan dönmek yok diye uygulanan terörist taktikleri, bardagi tasiran damla olarak da cocugun yaninda ben yatacagim diyerek beni yataktan asagi düsürüp beni ite düsüre salona atmak) sonucunda önce ben annemin evine kapagi atip birkac gün sonra da oglumu almistim. Gerci o da biraz olayli olmus; sokakta benim annem, onun kizkardesi, arada Nemo olmak üzere biraz itis kakis yasanmis; Mammut benim elimden cep telefonumu kapip eve girdiginde ben de Nemo'yla annemi kapip karakola gitmistim. Ertesi gün aile mahkemesine de basvurdugum icin, benden, oglumdan ve evimden uzak durmasi icin 3 aylik bir tedbir karari cikmisti. Evli olmamamiza ragmen aileyi koruma ile ilgili yasa maddelerinden faydalanmami sagladigi icin avukatim cok gururlaniyordu. Istanbul’un göbeginde, Levent'te, benim evimde oturuyorduk; onun sirketi de ayni mahallede, tabii semt karakolu coktan tavlanmis, gerek karakol amiri, gerekse diger memurlarla yemeklere cikilmis durumdaydi. Nitekim tedbir karari bir türlü teblig edilemedi. O benim evimde, ben korkudan annemin evinde; onun ofisi iki sokak ötede, ve polisler onu bulup da tebligat yapamiyorlar. Ne komik, degil mi? Hal böyleyken ben oglani ve annemi alip iki hafta tatile gittim, tabii cok keyifle, Nemo dogdugundan beri ilk gercek tatilimi yaptim, kendimi cok güclü ve özgür hissettim. Ozlem Tekin’in o zamanlar cikan yeni kasedini almisim bir benzinciden, direksiyon basinda bagira bagira sarki söylüyorum.
“gun benim gunum, hic bi engelim yok bu kez onumde ; az dusunmedim, cok uzulmedim, yas da yok gozumde; ayrilik ya bu zor biraz, ama gecer gunun birinde; sensiz olmaya raziyim, birak bitsin bittiyse, kalmam seninle, karar verdim gitmeye
bundan boyle hepyek hep tek basima, dere tepe dumduz, kendi yoluma; yalniz kaldim sanma, koca dunya yanimda; bundan boyle askim mevlamdir, kanmam yalana, dizginsiz aklim belalimdir almam yanima”
Döndügümüzde oglani özledigini söyledi, gelip aldi; Nemo hic istemediydi hatta, ben ikna ettiydim, bak baban seni özlemis diye diye. Görünce sevindiydi tabii… Gidis o gidis. Bir Pazar günüydü. Aksama dogru telefonlarim acilmayinca korkumu yenip eve gidip baktim. Esyalar yok, yerler bir karis kabarmis, mutfak dolaplarinin ici küf, bir kösede kitaplarim yere sacilmis, kiyafetlerim gömme dolapta asili hala, camasir makinasinin kapagi kirilip atilmis, ortada yok, piyanomun tuslari kirilmis, icine su tutulmus, küf icinde (o zamandan beri de iki kez tamir oldu ama iflah olmadi), ama Nemo’nun odasi aynen biraktigim gibi, kapinin altina da havlu tikanmis hatta, su girmesin diye.
O an hissettiklerimi anlatmam mümkün degil. Kafama bir balyoz yemis gibi kalakaldim. Siddet böyle bir sey iste. Hele de size cok yabanciysa. Kendinize olmasi gerekmiyor, esyaya gösterilen siddet bile kaninizi dondurabiliyor. Malin kiymetinden degil, size olan hirsini esyanizdan cikardigini bildiginizden.
O gece daha cok onun olan ortak bir tanidiktan haber geldi, Bodrum’a tatil yapmaya gidiyorlarmis. Ben de ertesi sabah solugu savcilikta aldim. Hem Nemo’yu alip kacirdigi icin, hem evime yaptiklari icin sikayetci oldum. Tabii o zamanlar 2002’de yürürlüge giren yeni Medeni Kanun’un 338.maddesinin benim icin de gecerli oldugunu saniyordum. “Anne-baba evli degilse velayet annenindir.” İki sene boyunca da tutturdum velayet benim diye (cünkü avukatim öyle demisti). Ama dogum yili eski yasa zamanina rastladigi icin velayet askida diye yorumlayan hukukcular da varmis; sonradan ortaya cikti. (Iste artik biliyorsunuz velayetin nasil bende olmadigini… Nasil olup da evlenmeden cocuk sahibi oldugumuzu da baska zaman anlatirim.) Ve TCK’ya göre suc olmasi icin cocugu kaciranin “ücüncü sahis veya velayetten men edilmis ebeveyn” olmasi gerekiyormus. Velayetin bende oldugunu gösteren bir mahkeme karari olmadigi icin de cocugu kacirip aylarca, yillarca ortadan kaybolmasi suc olmuyormus; iyi mi?
Iste o günlerde baslayan “nasi izrar” davamiz da 3 senedir sürüyor. Bugün bitebilir. Kararin verilmesi icin beklenen hicbir sey yok. Iki tarafin da sahitleri dinlendi. Ben annemin evindeyken bile benim eve gitmeye devam eden temizlikci kadin, kendi anahtariyla kapiyi acip evi o halde buldugunu, biraz sonra Mammut Bey’in geldigini, hic sasirmis görünmedigini, kadin neler oldugunu sorunca “babam yapti, Dory’nin evi terk etmesine kizmisti” dedigini anlatti. Evi o halde bulduktan sonra cagirdigim mimar ve insaat mühendisleri de gelip, Mammut’un iddia ettigi gibi su basmasi filan olamayacagini, kasten hasar verildiginin acik oldugunu söylediler. Zaten bilirkisi de raporunu ayni sekilde vermisti. Ama görgü sahidi yok tabii. Sadece terk edildigine kizip hincini esyadan cikaran bir maganda ve suratindan dürüstlük akan bir kadin var. Ama hukuk asikar olana degil, somut delile bakiyor. Gecen durusma sonrasinda savci, Mammut’un suclu oldugu görüşünü bir yaziyla dosyaya koymus. Ama bakalim hakim onun görüsüne katilacak mi?
Bunlar teoride cok güzel de kim uygulayacak, nasil uygulanacak? Tesadüfen bu habere rastlamam tam da bugüne denk geldi. Ben de yazsam mi, yazmasam mi diye düsünüyordum. Olanlarin bir kismini daha anlatmam icin bir mesaj mi bu haber yoksa…
Bugün nası ızrar konulu davamin durusmasi var. (nasi izrar, esyaya zarar verme anlamina gelen bir hukuk terimi) Hikayesini anlatmak icin, olaylarin basina, 2003 yazina dönmem lazim. Ayrilmak istedigimi söyleyince baslayan psikolojik baski (cocugumu alip göstermeme tehdidi, geceyarisi konusalim diye dagbasina götürüp anlasmadan dönmek yok diye uygulanan terörist taktikleri, bardagi tasiran damla olarak da cocugun yaninda ben yatacagim diyerek beni yataktan asagi düsürüp beni ite düsüre salona atmak) sonucunda önce ben annemin evine kapagi atip birkac gün sonra da oglumu almistim. Gerci o da biraz olayli olmus; sokakta benim annem, onun kizkardesi, arada Nemo olmak üzere biraz itis kakis yasanmis; Mammut benim elimden cep telefonumu kapip eve girdiginde ben de Nemo'yla annemi kapip karakola gitmistim. Ertesi gün aile mahkemesine de basvurdugum icin, benden, oglumdan ve evimden uzak durmasi icin 3 aylik bir tedbir karari cikmisti. Evli olmamamiza ragmen aileyi koruma ile ilgili yasa maddelerinden faydalanmami sagladigi icin avukatim cok gururlaniyordu. Istanbul’un göbeginde, Levent'te, benim evimde oturuyorduk; onun sirketi de ayni mahallede, tabii semt karakolu coktan tavlanmis, gerek karakol amiri, gerekse diger memurlarla yemeklere cikilmis durumdaydi. Nitekim tedbir karari bir türlü teblig edilemedi. O benim evimde, ben korkudan annemin evinde; onun ofisi iki sokak ötede, ve polisler onu bulup da tebligat yapamiyorlar. Ne komik, degil mi? Hal böyleyken ben oglani ve annemi alip iki hafta tatile gittim, tabii cok keyifle, Nemo dogdugundan beri ilk gercek tatilimi yaptim, kendimi cok güclü ve özgür hissettim. Ozlem Tekin’in o zamanlar cikan yeni kasedini almisim bir benzinciden, direksiyon basinda bagira bagira sarki söylüyorum.
“gun benim gunum, hic bi engelim yok bu kez onumde ; az dusunmedim, cok uzulmedim, yas da yok gozumde; ayrilik ya bu zor biraz, ama gecer gunun birinde; sensiz olmaya raziyim, birak bitsin bittiyse, kalmam seninle, karar verdim gitmeye
bundan boyle hepyek hep tek basima, dere tepe dumduz, kendi yoluma; yalniz kaldim sanma, koca dunya yanimda; bundan boyle askim mevlamdir, kanmam yalana, dizginsiz aklim belalimdir almam yanima”
Döndügümüzde oglani özledigini söyledi, gelip aldi; Nemo hic istemediydi hatta, ben ikna ettiydim, bak baban seni özlemis diye diye. Görünce sevindiydi tabii… Gidis o gidis. Bir Pazar günüydü. Aksama dogru telefonlarim acilmayinca korkumu yenip eve gidip baktim. Esyalar yok, yerler bir karis kabarmis, mutfak dolaplarinin ici küf, bir kösede kitaplarim yere sacilmis, kiyafetlerim gömme dolapta asili hala, camasir makinasinin kapagi kirilip atilmis, ortada yok, piyanomun tuslari kirilmis, icine su tutulmus, küf icinde (o zamandan beri de iki kez tamir oldu ama iflah olmadi), ama Nemo’nun odasi aynen biraktigim gibi, kapinin altina da havlu tikanmis hatta, su girmesin diye.

O gece daha cok onun olan ortak bir tanidiktan haber geldi, Bodrum’a tatil yapmaya gidiyorlarmis. Ben de ertesi sabah solugu savcilikta aldim. Hem Nemo’yu alip kacirdigi icin, hem evime yaptiklari icin sikayetci oldum. Tabii o zamanlar 2002’de yürürlüge giren yeni Medeni Kanun’un 338.maddesinin benim icin de gecerli oldugunu saniyordum. “Anne-baba evli degilse velayet annenindir.” İki sene boyunca da tutturdum velayet benim diye (cünkü avukatim öyle demisti). Ama dogum yili eski yasa zamanina rastladigi icin velayet askida diye yorumlayan hukukcular da varmis; sonradan ortaya cikti. (Iste artik biliyorsunuz velayetin nasil bende olmadigini… Nasil olup da evlenmeden cocuk sahibi oldugumuzu da baska zaman anlatirim.) Ve TCK’ya göre suc olmasi icin cocugu kaciranin “ücüncü sahis veya velayetten men edilmis ebeveyn” olmasi gerekiyormus. Velayetin bende oldugunu gösteren bir mahkeme karari olmadigi icin de cocugu kacirip aylarca, yillarca ortadan kaybolmasi suc olmuyormus; iyi mi?
Iste o günlerde baslayan “nasi izrar” davamiz da 3 senedir sürüyor. Bugün bitebilir. Kararin verilmesi icin beklenen hicbir sey yok. Iki tarafin da sahitleri dinlendi. Ben annemin evindeyken bile benim eve gitmeye devam eden temizlikci kadin, kendi anahtariyla kapiyi acip evi o halde buldugunu, biraz sonra Mammut Bey’in geldigini, hic sasirmis görünmedigini, kadin neler oldugunu sorunca “babam yapti, Dory’nin evi terk etmesine kizmisti” dedigini anlatti. Evi o halde bulduktan sonra cagirdigim mimar ve insaat mühendisleri de gelip, Mammut’un iddia ettigi gibi su basmasi filan olamayacagini, kasten hasar verildiginin acik oldugunu söylediler. Zaten bilirkisi de raporunu ayni sekilde vermisti. Ama görgü sahidi yok tabii. Sadece terk edildigine kizip hincini esyadan cikaran bir maganda ve suratindan dürüstlük akan bir kadin var. Ama hukuk asikar olana degil, somut delile bakiyor. Gecen durusma sonrasinda savci, Mammut’un suclu oldugu görüşünü bir yaziyla dosyaya koymus. Ama bakalim hakim onun görüsüne katilacak mi?
- - - - - - - - - -
Bu arada öglen oldu ve haber geldi. Hakim raporluymus, durusma 20 Subat'a kalmis.