11.6.07

Miras (the Inheritance)

Shrek seyahatte olmasa Hallmark Channel'da sürekli romantik kadın filmleri gösterdiklerini keşfedemeyecektim (her şeyde iyi bir yön bulmakta üstüme yoktur:) Kadın filmi dedim diye lütfen kimse savunmaya geçmesin, kötü bir şey kastetmiyorum.

Bu akşamki filmde zengin, aristokrat bir ailenin yanlarına alıp yetiştirdikleri güzel, akıllı, iyi kalpli bir kızın (sonradan baktım, Cari Shayne diye bir aktris oynuyormuş) hikayesi vardı. Evin babası o kadar demokrat ki kızı davetli oldukları baloya bile götürüyor; yerel at yarışlarında kıymetli atını bizim kızın koşturmasını istiyor. Tabii kıza hizmetçi deyip adamın geleneklere karşı geldiğini söyleyen bir de kızgın adam var ortalıkta. Aslında o adamın şımarık yeğeni de kızın peşinde ama o daha çok karanlıkta kıstırma niyetinde; oysa kıza aşık bir de centilmen var -ona esas adam diyelim bundan böyle-.


Kızın düşmanı sadece o aristokrat kızgın adam değil; bir de ailenin yanına koca aramaya gelen güzel ama yılan bakışlı kadın var (ki o rolü de Brigid Brannagh diye bir TV dizisi oyuncusu oynuyor -fotoğrafı aşağıda-). Yılan kadın baloda şımarık aristokrata pas veriyor ama adamın gözü güzel fakir kızımızda olunca fena halde kıskanıyor. İlk fırsatta da kıza çelme takmayı kendine iş ediniyor. Önce kıza haddini bilmesini, onun başka bir dünyaya ait olduğunu söyleyip moralini bozuyor; sonra başka bir davet gecesi, kızın bahçenin derinliklerine yürüdüğünü, öbür adamın da peşinden gittiğini görünce, az sonra beliren esas adama kızın onu sorduğunu, sonra da bahçeye gittiğini söylüyor. Zannediyor ki adam kızla öbürünü birlikte görünce kızacak filan. Halbuki öbür adam kızı zorla öpmeye çalışıyor, esas adam da onu kurtarıyor:)

Tam o sırada, evin babası yıllar önce ölen kardeşinin eşyalarını ilk kez açıp bakıyor ve bir mektup buluyor. (bir şey söylemiyor ama biz anlıyoruz:) Hemen sonrasında bahçede olan olayı öğrenip şımarık ve küstah aristokratı tartaklarken kalp krizi geçiriyor. Ölüm döşeğindeyken kızı çağırıp ona kardeşinin kızı olduğunu açıklayıp bunu belgeleyen mektupları verdikten sonra ölüyor.

Mezarlıktan dönerlerken evin annesi "sakın bir yere gitme, mutlu insanlar hiçbir şeyin değişmesini istemezler, burada çok büyük bir değişiklik oldu zaten, başka değişiklik istemiyorum" diyor; kız da gidip mektupları yanan şömineye atıyor. Ama onu kapı aralığından gözleyen genç ve fakir seyis/uşak/vs kız odadan çıktığında mektupları ateşten alıveriyor. Bu kapı aralıkları filmde tekrarlayan bir motif zaten. Mesela bir sonraki sahnede de bizim kız, kapı aralığından duyduğu bölümüne bakarak aşık olduğu adamın öbür kıza aşkını anlattığını zannediyor, ama aslında adam ölen amcanın karısına yazdığı aşk mektuplarını okuyormuş -kız sonunu beklemeden gidiyor ama biz gerçeği görüyoruz-.

Bu arada filmin başlarında, olaylar bu kadar gelişmemişken, uşak/seyis evin annesinin mücevherlerini çalıp satıyor, bizim kız bunu öğrenince bir daha yapmamaya söz verirse bunu gizli tutacağına söz veriyor. O sırada bu konunun filmin sonunda nasıl bir önem taşıyacağını bilmiyoruz tabii. Hizmetçilerin odalarda kayıp mücevherleri aradığını öğrenen yılan kadın bir kolyeyi de kendi çalıp kızın odasına bırakıyor; ertesi gün hizmetçiler bulduğunda da dananın kuyruğu kopuyor. Önce bizim kızdan bir açıklama istiyorlar, ama o seyis/uşağa söz verdiği için gerçeği söylemiyor ve odadan kaçıyor. Ama az sonra seyis/uşak getirip çaldıklarını geri veriyor; yılan kadın "aa, demek Edith'le ortak çalışıyorsunuz" deyince çocuk "bizi konuşurken siz de görmüştünüz" diyor, böylece kadının yalanı ortaya çıkıyor; evin annesi az önce hırsızlık yaptığını itiraf eden çocuğun sözüne güvenip yılan kuzini evden kovuyor. Seyis/uşak o sırada ateşten kurtardığı mektupları da ortaya çıkarıyor. Böylece bizim kızın esas çocukla aşkına engel olan sınıf farkı da ortadan kalkmış oluyor ve onlar öpüşürken film bitiyor.

Nasıl ama?...

Bu aralar bana hep sonunda aşıklar kavuşmuş öpüşürken biten filmler kısmet oluyor:) Ya da ben dergi karıştırır veya blog dolaşırken, onların gösterildiği Hallmark Channel'ı açıyorum. Söz, bir daha romantik aşk filmleri hakkında ileri geri konuşmayacağım. Bütün söylediklerimi de geri alıyorum.

Not 1: Şimdi -belki bir fotoğraf bulur da buraya koyarım diye- digiturk'ün web sitesinden filmin detaylarına baktım. Meğer film Louisa May Alcott'un 17 yaşındayken yazdığı bir romandan uyarlanmış:)) Ben "Küçük Kadınlar"ı da ezberleyene kadar, 15 kez filan okumuştum... ama o zaman 9 yaşındaydım.
Not 2: İlkokulda her okuduğumuz şeyin özeti ve anafikrini çıkartırdık. Bana hep babam yardım ederdi, hatta kendi yapardı; ben de hep tek başıma yapamayacağımdan korkardım. Babacığım, iyi ki yardım etmişsin, senin nasıl yaptığına baka baka öğrenmişim işte.
Not 3: Akşam Shrek aradı. Nemo'ya 10 günlük anksiyete raporunu veren doktor Shrek'i aramış, "benim eşim hukukçu, şikayetini geri alsın, yoksa biz de işi çirkinleştirmesini biliriz" demiş.

10.6.07

Anne Yılları

Geçen hafta Mammut Shrek'i arayıp konuştuklarında, Shrek "çocuklar 12 yaşından sonra ancak fazla etkilenmeyebilir anneden ayrı olmaktan, ama o daha anne çocuğu" demişti (taraf değilmiş edası ve doktor sesiyle) , Mammut'un cevabını duymamıştım. Kapattıktan sonra Shrek'e sorduğumda o söyledi, "anne yılları geçti artık" demiş.
Bugünkü ev toplama harekatının son adımı olarak, bastırdığım fotoğraflarını albüme yerleştirmem sırasında ortalığı ufak çapta bir sel götürdü de... Shrek yanımdayken böyle şeyler olmuyor işte.

Ev Terapisi

Bu hafta üç gün sabahtan akşama kadar sunum ve toplantıyla geçti; salı günü gelen üç yabancı misafir perşembe günü gitti, çarşamba gelenler de cuma akşamüstü. İkinci grupta, yabancı ortağımızın benim sorumlu olduğum iki alandaki direktörleri ve birine bağlı bir müdür vardı. İkisi de fonksiyonel olarak bağlı olduğum pozisyonlar yani, ama organizasyonel olarak değil. Çıkılan akşam yemekleri de üstüne gelince yorgunluktan öldüm. Bütün hafta eve erken gelip, üstümü değiştirip ayaklarımı uzatıp TV karşısında kucağımda pizza yemeyi hayal ettim. Cuma akşamı bu hayalimi gerçekleştirebilirdim ama Shrek o sabah seyahate çıktı (Salı gecesi dönecek) ve tek başıma olursam bütün pizzayı bitiririm diye tost yapmakla yetindim.
Ben tek başıma yaşamayı öğrenmediğimi bir kez daha fark ettim. Bu bir şikayet değil, sadece tespit. Sudan çıkmış balığa dönüyorum. Sıkılmıyorum, kötü hissediyor filan da değilim, hatta dünya kadar iş hallediyorum. Mesela bu haftasonu üç koca Ikea torbası dolusu eşya attım, dördüncüsüne de yeğenime gösterilecek giysileri koydum, o beğenmezse atılmak üzere. Cumartesi Juno gelecekti bana, dekorasyon önerileri vermeye, ama rahatsızlandığı için gelemedi. Safrakesesinin neden olduğunu düşündüğü bir takım bulguları var, doktora gidecekti. Ben de ıvır zıvır işleri halletmek üzere yola koyuldum. Önce keten takımlarımı kuru temizlemeye bıraktım, hatta üşenmedim yarı fiyatına olduğu için orduevinin kuru temizleme servisine götürdüm. Manikür vs gibi işleri halletmek için Nilgün'e uğradım, gerçi lafa daldım, iki saat kaldım, hatta kendilerine söylerken bana da kepekli tost ve ayran söylediler, günün ikinci öğününü akşamüstü orada yemiş oldum. Sonraki kaç zamandır bagajımda dolaşan ayakkabımı Hotiç'e götürme ve Nemo'ya söz verdiğim yeşil Barraki'yi almak için Profilo'ya gittim (otoparkı parasız ya). Gerçi oradaki Hotiç kendi dükkanları değil, bayi imiş, o yüzden almadılar ama yeşl Barraki'yi buldum. Neyse, haftaiçi bir öğlen Kağıthane'deki seri sonu mağazalarına götürürüm, iş yerime yakın nasıl olsa. Aslında sadece bir tekinin fiyongu düştü ama fiyong kaybolunca böyle iş çıkardı bana, üstelik en sevgili yazlık ayakkabım sayılır. Cazibelerine kapılıp aldığım yüksek topuklu ayakkabılarım dolapta yepyeni beklerken benim bütün yaz döne döne giydiğim bej-siyah-lacivert kısa topuklu, yuvarlak burunlu üç ayakkabımdan biri.
Oraya kadar gitmişken Profilo'nun karşısında açılan C&A'ya da uğradım. Yurtdışı seyahatlerimde bir C&A'ya bir de H&M'e mutlaka uğrar, çoğunlukla da çocuk bölümünden Nemo'ya alacak bir şeyler bulurdum. Yine öyle oldu, 10 YTL'ye bir kapri, 12 YTL'ye bir mayo aldım Nemo'ya. Geçen sene bol ve uzunca şort mayosuna oranla kısa, bildiğimiz mayo kumaşından, yapışık model mayosunu daha çok seviyordu; o yüzden ikincisini almadım, gelsin hele, bir öğlen alıveririm.


İyice yorulduktan sonra pet shoptan (ölenin yerine) kırmızı japon balığı, marketten kendime bir paket pita ekmeği, çilekli yoğurt, yasemin kokulu tütsü (hayatımda ilk kez tütsü alıyorum) ve iki dergi aldım, biri Lezzet (çünkü içinde Tijen'in ve Elif'in yazıları oluyor, ayrıca Nemo börek seviyor ve bu ayın konularından biri bu), diğeri Evim (çünkü kafayı evi düzenlemekle bozmuş durumdayım). Sonra eve gelip pitanın içine izmir tulumu ve közlenmiş patlıcan koydum, bir de çay yaptım, kucağıma dergilerimi alıp kuruldum kanapeye. Neredeyse unutuyorum, o arada bir de aklıma takılan bir tatlı ekmek tarifini kuru kayısılı ve cevizli hazırlayıp makinayı çalıştırdım. Hatta salonun birkaç fotoğrafını çektim ama makinanın ara kablosu Shrek'in evinde kalmış herhalde, o yüzden bu yazı böyle fotoğrafsız; hayal etmeniz gerekecek. (Sonradan ekledim fotorafları, fazla hayal payı kalmadı:) Dergileri karıştırmam (o gecelik) bitince biraz da blog dolaştım, televizyonda bir filme takıldım (ne olduğunu hatırlamıyorum şu anda), uykum geldiğinde saat 2.30'du. Garip değil, haftasonu evde yalnız olduğumda genellikle olan bir şey bu.
Haliyle pazar günü ancak 10.45'te başlayabildi; yatmadan önce böyle olacağını tahmin edip panjurları kapattığım için müteşekkir uyandım. Çay-tatlı ekmek kahvaltısı, başka bir aptal film, biraz blog gezintisi derken gün geçiyordu ki salonda kalmış bir şeyi içeri götürdüğümde kendimi dolap temizlerken buldum. İşte bahsettiğim dört Ikea torbası dolusu eşya o arada dolaptan gün ışığına çıktı. Zayıflasam da giymeyeceğim ve daha çok kilo alsam da giymeyeceğim giysiler bir torbaya girdi, sadece az miktarda yok etmeye kıyamadığım şey kaldı. Artık sevmediğim çantalar da başka bir torbaya girip kapının dışındaki köşede yerini aldı. Ohh, çok iyi oldu, çok ferahladım. Birkaç parça da gittigidiyor'a koyacağım şey var, atmaya değil ama satmaya kıyabileceğim. Şimdi yoruldum, onların fotoğraflarını da yarın çekerim. Nasıl olsa bilgisayarıma şimdi aktaramayacağım.

Not: Henüz okumamış olanlar için fotoğrafları sonradan ekledim.