milliyet.com.tr'nin alışveriş sayfasında çıktı:)
Bu yazılar sayesinde ilgilenen, mail gönderenler oldu. Hava kötü diye haftasonunu evde geçirince, gelen mesajları hızlıca cevaplayabildim. Daha doğrusu, bütün haftasonu, yemek yapmak, Nemo'yla film seyretmek, İngilizce ödevine yardım etmek (kendisi istedi üstelik) ve mesajlara cevap vermek dışında hiçbir şey yapmadım desem yeridir. Hatta yemek konusunda biraz yaramazlık da yaptım; soğuk hava ve evden çıkmamak, Cumartesi günü Avusturya usulü bir Apfelstrudel, pazar günü ballı-çaylı-cevizli-yumurtasız kek olarak geri döndü. Evde yumurta kalmadı diye yumurtasız kek tarifi arayıp, tam yarısında evde yeterince un olmadığını farkedip markete gidip un almak zorunda kaldım, o ayrı... Yılbaşından beri sebze, salata ve meyvalarıma geri dönemedim zaten... Biraz da Şubat tatili sonrası eve dönen Nemo'nun babaanne yemeklerini övmesi neden oldu sanırım. İki haftadır akşam yemeklerinde pırasalı-ıspanaklı börek, köfteli makarna, tavuklu pilav, sabah kahvaltısında patatesli omlet gibi daha klasik, daha doyurucu, daha karbonhidratlı şeyler pişirmeye başladım. Kendime ayrı hazırlayacak kadar da enerjim olmayınca işin sonu kötü... Acilen toparlanıla!
Cuma günkü okul ziyaretinden anlatılacak çok bir şey yok, çünkü hep ben konuştum:)
Çağırılma nedenim ise Nemo'nun iki matematik saatini sınıf dışında geçirmesi, bu ortaya çıkıp da müdür sorduğunda babasıyla okul dışına çıktığını söylemesi, kameralardan kontrol edildiğinde ise öncesinde gerçekten de babasını onu okulda ziyaret ettiği, ama tek başına gittiğinin anlaşılması, biraz sıkıştırınca da Nemo'nun müdürden korktuğu için yalan söylediğinin ortaya çıkması...
Hepimiz bazen, hele de o yaşlarda, durumu kurtarmak için yalan söylemişizdir, gerçeği söylediğimizde olacaklardan korkumuza... O da deniyor işte, yalan söyleyerek tepkiyi azaltıp azaltamayacağını sınıyor.
Ben ondan birkaç yaş daha büyüktüm. Cuma günleri okul çıkışında konservatuara giderdim. Folklor kulübü de Cuma okul çıkışında toplanıp çalışırdı. Kulübe giremiyordum ama bari çalışmalarını seyredeyim diye kaç kez konservatuardaki dersimi kırıp onları seyrettiydim hatırlamıyorum. Anneme söylemiyordum tabii, bu onun için "pianoyu bırakıyorum" demekle eşdeğer olurdu. Yalanımın ortaya çıkıp çıkmadığını bile hatırlamıyorum; demek hiç iz bırakmamış, ya da ortaya çıkmamış ki bırakmamış.
Bu haftasonu ve geçen haftaki bir eğlencem de ortaokul-lise fotoğraflarını dijitale çevirip facebook'a koymak oldu. Zaten fb'daki arkadaşlarımın çoğunu da onlar oluşturuyor. Birkaçı varlığından bile haberdar olmadıkları gençlik fotoğraflarını görünce profil resmi yaptı. Hatta bir arkadaşım yeni soyadıyla etiketleyince 25 yıldır ne görüp ne duyduğum başka bir arkadaşı Amsterdam'da evli, çocuklu, üniversitede hocalık yapar durumda buldum.
