1.11.08

Yeniden Mutfakta

Geçen haftasonundan bu yana iyiyim. Gerçekten. Haftasonu Süzmebal'ın gelişiyle ister istemez toparlanmıştım. Sonra Pazar günü geleceğini haber veren arkadaşlar için hazırlık yapmak da iyi geldi. Salı günü terapiste tekrar gittim. Ona da anlattım neler hissettiğimi. "Ben vazgeçin demedim. Zaten böyle bir şey demeye hakkım da yok. Ama tecrübeme dayanarak olanı kabul ettiğinizde yeniden yaşama katılacağınızı, yaşamın akmaya başlayacağını söyledim. Siz bunu pes etmek gibi algıladınız herhalde" dedi. Bir de -başka kelimelerle söyledi, bu benim anladığım- mücadele ederek karşı tarafın davranışının sorumluluğunu kendi üstüme aldığımı söyledi. Ne değişik bir bakış açısı... Ben kendimi paralayarak onun yaptığı şeyi iyi etmeye, iyiye döndürmeye çalışıyorum ve onun yükünü sırtlanmış oluyorum. Diğer bir aydınlanma anını da öncelikleri sıraladığında yaşadım. "Önce insan, sonra evlat, sonra kadın, sonra eş, sonra anne, sonra iş sahibisiniz. Beşinci sıradaki önceliğinizi en öne almaya çalışmayın" dedi.

Perşembe günü lise kız grubu akşam yemeği için buluştuk. Ortaokula başladığımızdaki sınıfımızda 8 kızdık. Sonra gidenler ve gelenler oldu ama bu sekizlinin bağları kadar güçlü olamadı. Hoş şimdi o zamankinden daha yakın hissediyoruz, o da ayrı mesele... İşte bu 8 kızın altısı o akşam Nişantaşı'ndaki Hünkar'da buluştu, sofrada memleketi kurtardı. Kimimiz liberallikten yerden iki karış yukarıda, kimimiz kötümser, ümitsiz, kimimiz neredeyse politikaya atılacak, konuştuk durduk. Garsonlar epey bir beklediler, biz de kalkalım da kapatsınlar diye. Baktılar ki bulmuşken bırakamıyoruz birbirimizi, sonunda kibarca belli ettiler. Biz de kalktık ama onlar ortalığı toparlayıp kapıyı kilitleyip çıktığında biz hala kaldırımda çene çalıyorduk. Sohbetin, arkadaşlığın tadı damağımızda kaldı.

Cuma günü, bu haftasonunun Kasım'ın ilk haftasonu olması nedeniyle Erdek yolları göründü bana. Saat 14 gibi işten çıktım, annemi almaya gidiyordum ki Erdek İcra'ya telefon edip geleceğimizi haber vereyim dedim. Babaanne aldıkları 3 günlük raporu peşin peşin getirmiş bile. Geçen sefer sözde hasta çocuğun evde değil de babasıyla başka yerde olduğu tutanağa geçtiydi ya, bu kez yüzleşmeden engellemek istemişler demek ki. Yine de oraya gidip kös kös dönmektense kös kös eve dönmekten şikayetçi değilim.

Bu kez daha çabuk atlattım. İyi hissettiğim her anın üstünde bir "ben şimdi çocuğumdan uzakta kahroluyor olmalıydım" gölgesi vardı ya, galiba terapistin sözleri bunu hafifletti biraz. Erkenden eve gitmiş oldum. Zaten Süzmebal okul servisiyle bize geleceği için Shrek de erken gelmişti. O oğlunu karşıladı, banyo yaptırdı, ben biraz uyudum. Yemekten sonra onlar film seyretti, ben internette dolaştım. Akşamüstü uyuyunca gece uykum gelmek bilmedi tabii. Shrek'in çok sevdiği, kaç zamandır sayıkladığı kurabiye tarifini buldum. Meğer istediği "shortbread"miş. Gece gece oturup "shortbread" pişirmeyi denedim.

Cumartesi ne kadar evcimen bir aile olduğumuzu bir kez daha kanıtladık. Bu güzel güneşli havada neredeyse bütün gün evde oturduk. Önce Süzmebal'a biraz piyano çalıştırdık. Sonra da ben biraz çalıştım. Geçen gün aklıma hem CD'si hem notası olan ne var diye bakmak geldi. Beethoven sonatlar bu tarife uyuyordu. Notaları kucağıma alıp izlerken bir yandan da dinliyordum. Sonra ilk sayfasındaki indexte hocamın işaretlerini gördüm. Birden bire unuttuğum -daha doğrusu bilinçaltıma ittiğim- bir şeyi hatırladım. Bazılarının başında kurşunkalemle atılmış tek çarpı, bazılarında ise çift çarpı vardı. Senenin başında hocam hangilerinin o sınıfa uygun olduğunu işaretler, ben evde bakıp o sene hangisini çalışacağımı seçerdim. Bu sahne 3 sene filan yaşanmıştı. Bir sene ben Pathetique sonatı çalışmak istemiştim, o da işaretli, ama çift çarpılıydı. Hocamsa "yok, o senin için zor" demişti, ve onu seçememiştim. Tüm öğretmenler çocuk psikolojisinden anlayacak ve duyarlı olacak diye bir şey yok ki... Neyse, sonuçta ben iki gündür Pathetique'in ilk sayfasını çalışıyorum.

Sonra Süzmebal'ın Almanca ödevini yaptırdım. Çocuk çok iyi sabretti, 2 saate yakın sürdü. Piyano dersine gitmeden önce babasıyla gidip aşağıda biraz futbol oynadılar. Onu derse bıraktığımızda biz de İstinye pazarına uğradık, sebze-meyve alıp geldik. Öncesinde evde neli sorbe yapacağımızı konuşmuştuk zaten. Sonunda Trabzon hurmasında karar kılınmıştı. Bu haftasonu Shrek'in favorileri oldu, en sevdiği meyvanın sorbesi, yanında en sevdiği tereyağlı bisküvi...





Trabzon Hurması Sorbesi


3 olgun Trabzon hurması (3 cup püre)
3/4 cup tozşeker
1 cup su
1 çorba kaşığı limon suyu
1 çorba kaşığı Martini (tarifte rom yazıyordu)


Hurmaların içini kaşıkla çıkarın, blender ile püre yapın. Kısık ateşte 5 dk pişirin.
Şeker ve suyu ocakta karıştırarak şerbet yapın, 5 dk kısık ateşte pişirin. Şerbetle meyva püresini karıştırın. Soğumaya bırakın. Buzdolabında iyice soğuyana kadar bekletin. Dondurma makinasına koyup bir limon suyu ve martiniyi ekleyin. Dondurma makinası yoksa metal veya payreks yayvan bir kapta buzluğa koyup yarım saatte bir çatalla karıştırarak da yapılabilir.



Shortbread


2 cup (=280 gr) un
1 tutam tuz
226 gr tereyağı (oda sıcaklığında)
1/2 cup (=60 gr) pudra şekeri
Yarım çubuk vanilyanın içi


Unla tuzu birlikte eleyin, bir kenara koyun. Tereyağını 1 dk krema olacek şekilde mikserle çırpın. Pudra şekerini ve vanilyayı ekleyip 2 dk daha çırpın. Un karışımını ekleyip ancak yetecek kadar karıştırın. Disk şekli verip streçfilmle sararak buzdolabında 1 saat soğutun. Çıkardığınızda hafif unlu yüzeyde açın. Kalıpla kesin. Kalıbı her seferinde una batırın. Yağlı kağıt serilmiş tepsiye dizin. Tezgahtan spatula yardımıyla kaldıracağınız kadar yumuşak bir hamur olmuş olmalı. Tepsiyi buzdolabına koyarken fırını da 175 dereceye ısıtmaya başlayın. 15 dk sonra buzdolabından çıkardığınız tepsiyi fırının orta rafına sürün. Hamuru 0,5 cm kalınlığında açtıysanız 10-12 dk, daha kalınsa yaklaşık 15 dk sonra hafifçe renk değiştirdiklerinde fırından çıkartın. Tel üstüne alarak soğutun.

4 yorum:

meltemunsal dedi ki...

Sevgili Dory,
Uzun zamandır sayfanı izliyorum,
yaşadığın onca ağır şeye rağmen onurlu duruşunu hiç bozmuyorsun.
Haddim olmayarak sana bazı şeyler yazmak istiyorum.Bende 46 yaşında 22 yaşında bir kızı olan yalnız bir anneyim. Hayat benim içinde hiç kolay olmadı.Nezaman ki sorun yaşadığım kişileri affettim o zaman olaylar bir bir çözülmeye başladı.Ama bu hiç kolay olmadı.
Ama sana önerilen yöntem gerçekten işe yaradı ben de. Sen değişince herşey değişiyor inan bana.San iyi dileklerimi ve hayır dualarımı yolluyorum
Meltem

meltemunsal dedi ki...

Create Vision
Never believe anyone who says we cannot change. Vision is one of the secrets of personal transformation. We are all artists, our mind is the arena of creation and vision is what we are constantly creating. What is your vision of yourself today - patient, relaxed, positive or tense, tight and negative? What do you prefer? So be creative - what does patience look like, feel like, what are you doing that is different when you are patient and you are expressing your power to ...wait? Always start with vision not action. See it and you will be it. Be it and you will do it. This is how we create our own life

Çocuk gibi dedi ki...

:)

Elif dedi ki...

Su hurma bilmemnesi yedi bitirdi beni! Cok nefis gorunuyor!!!!!!

www.elifsavas.com/blog