6.10.07

Luzern-Milan

İpin ucu kaçtı bile. Ne olup bittiğini yazmaya çalışacağım ama artık ne kadar hatırlıyorsam... Dün gece yarısı geldim Milano’dan, bu sabah işe gittim, öğlen çıkıp Erdek yoluna düştük annemle. Şimdi Bursa feribotunda yazıyorum bunları. Nemo’yu alabilirsem haftasonu vaktimi yazmaya ayırmayacağım kesin. Bavulu açıp kirlileri sepete attım ancak, daha onlar yıkanacak, ütülenecek, yeniden bavul yapılacak. Bu kez Pazartesi sabahı yolculuk. Onu da oradayken yazarım artık.
Geçmiş haftalara gelince, bir koşturmacadır gitti... Bir önceki hafta İsviçre’deydim. Zürich’e uçtum, baktım akşama kadar vaktim var, Basel’daki arkadaşımı aradım, o da müsaitmiş, atlayıp trene gittim ben de. Birkaç saat geçirdik birlikte; evini görmüş oldum, çocukları ve kocasıyla öğle yemeği yedik. İnsan o koşullara gıpta etmeden duramıyor. Elbette her evin içinde kendine has, başka başka sorunlar, kiminde hastalıklar, kiminde mutsuzluklar var, elimizdekilere de şükrediyorum ama yine de görünce özeniyor insan...
Neyse, akşama yine trene atlayıp Luzern’de, toplantının yapılacağı otele gittim. Sonraki iki gün sabahtan akşama toplantı, Luzern’i sadece otelin nefis göl manzarası kadar gördüm. Akşam topluca yemeğe çıkıldı, o da bir Thai restoranına... Yine de çok güzel.
Bu arada gördüm ki, birkaç saat Almanca konuşulan bir yerde kalınca Almancam geri dönüyor; yine çok akıcı konuşamıyorum ama ben Türkçeyi de çok akıcı konuşmuyorum zaten... Fazla düşünmekten oluyor. Yine de laflar zihnimde önce Almanca geçmeye başlayıverdi, ama bizimki İngilizce konuşulan bir toplantıydı...
Bu seyahatin tespitini paylaşıyorum:
30’undaki Fransız kadından 60’ındaki İngiliz adama kadar herkes düzenli spor yapıyor. Kimi öğle tatilinde, kimi akşam, kimi sabah...
Kimse bizdeki gibi 10-15 kilo fazlasıyla dolaşmıyor; ya ince-normal, ya tam obez; çünkü normal insanlar spor yapıp az (hamurişi, tatlı) yiyor, hastalık boyutunda olana zaten denilecek bir şey yok.
Perşembe döndüm, haftasonu Shrek’in bir sunum hazırlamasına yardım ederek geçti. Günde 12 saatten toplam 30 saat filan çalıştık birlikte. Bu arada, Shrek şirketten ayrıldı, sözde yarımgün çalışacağı başka bir firmaya geçti, ama bu gidişle yarımgün değil çift mesai çalışsa yine yetişmez. (Ben de bu arada onkoloji protokolleriyle ilgili gereksiz dünya kadar şey öğrenmiş oldum.)
Pazartesi yine sabah erkenden havaalanı, bu kez Milano’ya. Bizim sektörde tüm hammaddecilerin, fason üreticilerin buluştuğu, her yıl Avrupa’nın başka bir şehrinde yapılan fuar için yola düştüm. İki gün, günde 6 toplantı, akşamları iş yemekleri, gece odaya dönünce şirkete bağlanıp maillerime bakma, cevaplama, delege etme, sonra sabah kançanağı gözlerle kalkıp fuara gitme temposunda geçti üç gün. Ama Milano hakkında gözlemlerim var yine de:
Milano’da kadınların saçları röfleli, modern kesimli, fönlü
Hepsi ful makyajlı (fondöten-belirgin göz makyajı-dudaklarda hafif renkli parlatıcı)
Sivri topuklu, sivri burunlu ayakkabılarla dolaşıyor hepsi
Erkekler de genellikle çok yakışıklı
Dükkanlar çok ama çook pahalı
Modacıların butiklerinin olduğu sokaktan müzede gibi geçmek eğlenceli (tehlikeli değil çünkü fiyatlar alınabilirlik eşiğinin çook üstünde)
Merkezdeki katlı alışveriş merkezi tehlikeli (çünkü burada alınabilir olan markanın 2-3 katına insanın içi gidecek güzellikte – ama ben şu kredi yüzünden meteliğe kurşun attığım için orası da hiç tehlike yaratmadı. Ev satıldıktan sonra ve 15 kilo vermiş halde ve ucuzlukta bir daha gitmek istiyorum.) Ama elbette öyle bir şey yapmayacağım.

2 yorum:

ttt dedi ki...

Sevgili Dory, inşallah şu ana Nemoyla birlikte keyif yapıyorsunuzdur:)Sevgileirmle

Butterfly dedi ki...

Uzun zamandır bakıyorum yen bir bir haber varmı senden diye, görünce heyecanlandım hemen okudum, kısa kısa da olsa yaz lütfen, gittiğin yerlerin sende ne hissettirdiğini okumak keyifli! Nemo ile keyifli ve özlem giderici bir hafta sonu diliyorum sana. Sevgiler.