16.9.09

Eylül Havası

Ben bu yazdan bir şey anlamadım, geçen haftaki yağmurlarla birlikte geçiverdiğini anladım bir tek... Tam haftasonu yakın bir yere, deniz tatili zamanı zaten geçti rahatlığıyla kafa dinlemeye, fotoğraf çekmeye gidelim, Cumartesi gecesi kalıp geri dönelim diyorduk ki ortalığı sel götürdü. Ben rüzgarlı, yağmurlu havaları severim ama bu kadarını da değil...

İstanbul'da yeni bir yer öğrendim, sanki tatil beldesi... Garipçe, Karadeniz kıyısında küçük bir köy. Sarıyer-Rumeli Feneri yolundan giderken tabelalarına rastlayacaksınız. Bir Cumartesi akşamı, Zekeriyaköy'de oturan bir arkadaşlar bizi çoluk çocuk Garipçe köyünde balık yemeğe götürdüler. Böyle bir güzelliği bilmiyor olduğuma hayıflandım. Haftasonu sabahları kahvaltıya da gidilirmiş, mıhlama bulunurmuş, ama Ramazan nedeniyle kahvaltı yokmuş. Bayramda bir sabah gitmeli acilen.

İşler artık hep çok yoğun, hep çok karışık, meğer daha önce boş vaktim varmış benim. Alıp yetiştirdiğimiz pırıl pırıl gençler, daha yüksek maaşlara birer birer gidiyorlar, ona da canım sıkılıyor. Ben ki onları -özellikle de genç erkek çocuklarını hep oğlumun büyümüş hali gibi görüp- gerçekten seviyorum; iyiliklerini isteyip vazgeçirmeye çalışmıyorum, hatta profesyonel davranmalarını cesaretlendiriyorum; ama yine de canım sıkılıyor işte...

Spora başlamak iyi geldi ama haftada ikiyi geçemedim bir türlü. Hep aynı şey olunca ben çok çabuk sıkılıyorum galiba; bu yüzden de alışkanlığa dönüşemiyor. Sonrasında ne kadar iyi hissettiğimi kendime hatırlatarak zorla gidiyorum doğrusu. Bir ay doldu, ben yenileyip yenilemeyeceğim konusunda kararsızım. O kadar para vereceksem normal bir spor salonuna yazılıp, istediğimde ağırlık, istediğimde sınıf çalışması gibi bir çeşitlilik daha iyi olabilir diye düşünmeye başladım. Ne maymun iştahlıyım!

Bu arada Shrek'le masa tenisi oynamaya başladık. Şimdi ilk heves neredeyse her gün gidip 1 saat oynuyoruz. Ben kan ter içinde, saçımdan sular damlar şekilde kalırken Shrek terlemiyor bile; benden daha iyi oynuyor olmasının avantajını kullanıyor. Kesme servis atmaması koşuluyla maç yaptığımızda bile hep o kazanıyor ama olsun:))
Bu arada bizim holdingin her yıl müdürlerine ısmarladığı check-up'a gittim; en korktuğum açlık kan şekerinin normal olduğunu görüp sevindim, diğer kan değerleri, kolesterol vs den zaten endişem yoktu. Ama üç sene önce fark edilen, ama ultrason sonuçlarına göre "biyopsi haketmediği" söylenen tiroid nodülü hem üçe çıkmış (bu iyi bir şey, çünkü multinodüler yapı daha az riskliymiş), hem de sınırları biraz bozulmuş (bu kötü bir şey, çünkü biyopsi yaptırın diye tutturdular). Tiroid fonksiyonlarımda bir bozukluk yok, fazla kilolarıma metabolizma yavaşlığını bahane edemem yani. Kendi doktoruma gidip tekrar baktıracağım tabii.

Ayın üçüncü haftasonu ile bayramı birleştirmek için hakimden izin istedim, verdi. Mammut da oğlanı verirse Nemo 4 günlüğüne bende olacak.

Dosya çoktan İstanbul'a geldi, Nemo'nun babayla gideceği pedagog randevusunu okulu açılmadan önceki bir tarihe koymasını da istedim ama bir karar vermedi; okulu da haftaya açılıyor zaten. Hakim resmen babasının bir mazeret uydurup getirmemesi, raporun 13 Ekim'deki celseye de yetişmemesi için fırsat yaratmış oldu.

AİHM'den bildirdiler, başvurumun kabulü ve haklılığı birlikte değerlendirilecekmiş; hükümete benim şikayetimle ilgili sorularını yöneltmişler ve 15 Ocak'a kadar cevap süresi tanımışlar. Gerçi hükümet öncelikle uzatma ister, Mart'tan önce cevap vermezmiş. O cevabı verebilmek için de ilgili dosyaların hakimlerinden görüş istermiş. Böyle bir durumda bazı hakimler ters tepki verir, bazıları ise toparlanırmış. Bakalım bizimki hangi gruptan...

Shrek işi ilerletti, kendinden soğutmalı bir dondurma makinesi aldı. Eskisi gibi haznesini 24 saat buzlukta bekletmek gerekmiyor, ama sanırım en önemlisi, dondurma yapılırken haznenin ısınıp erimiyor olması. Sanırım malzemenin daha sabit bir soğuklukta karıştırılıyor olması kıvamının daha iyi olmasına neden oluyor. Ben de meyvalı sorbelerden yumurtasız ama sütlü dondurmalara terfi ettim.
Gerçi yeni makinayla yaptığım denemelerden değil ama bir de paylaşacak dondurma tarifim var: Limonlu Çubuk Dondurma


Nemo ekşi meyvalı dondurmaları seviyor diye yaptım ama ona fazla ekşi geldi. Oysa bence hiç de ekşi değil, birer birer hepsini ben yiyip bitirdim.


Malzemesi:
3 limon
250 ml krema
250 ml süt
125 ml tozşeker
1 tutam tuz
2 çorba kaşığı limonlu votka (ben lemoncello koydum)

Yapılışı:
Limonların kabuğunu rendeleyip krema, süt, şeker ve tuzla birlikte düşük ısıda şeker eriyene kadar 5 dk kadar karıştırarak ısıtın. Ateşten alıp ara ara karıştırarak 20 dk kadar soğutun. Limonları sıkarak 160 ml limon suyu elde edin; gerekiyorsa bir limon daha sıkın. Yavaş yavaş karıştırarak diğer karışıma katın. Lemoncelloyu da katın. Süzgeçten süzerek sürahiye alıp dondurma kalıplarına dökün. Buzlukta donana kadar bekletin.

4 yorum:

Kaymaklı Kadayıf dedi ki...

Blog blog gezerken tesadüfen buldum blogunuzu.Yaşam sevincinizi takdir ederek,sıkıntınızı hissederek okudum satırlarınızı.Doğru yolunu bulur derlerdi inanmazdım, hayat aksın doğruyu bulsun diye beklediğim çok anlar oldu benim de.Umarım doğru olan yolunu bulur ve kuzunuza daimi kavuşursunuz.Sevgiyle.

meltemunsal dedi ki...

Eşiniz dondurma makinasını nereden aldı acaba.Çünkü bende böyle kendinden soğutmalı bir makine arıyorum.
Sevgiler

Meltem

dory dedi ki...

Yurtdışından getirdi; Türkiye'de bulunuyor mu bilmiyorum...

Adsız dedi ki...

DORRY DORRY SEN NERDESİN
AYŞE