Tamam tamam:)) Hani bazen bilirsiniz karşınızdakinin duygularını, ama yine de duymak istersiniz ya, böyle bir ihtiyaçla yazdım, önce o yorumu, sonra hızımı alamayıp geçen yazıyı. Gelen yorumları işyerimdeki mail adresime gelecek şekilde ayarlamıştım. İki gündür her baktığımda yeni 1-2 yorum geldiğini gördüm; okudukça içim açıldı. Hem gülümseyerek okudum, hem azıcık utandım, çünkü resmen şımardım, yorum yazın, destek verin dedim, bu kadar da açık açık istenmez ki... Artık bu kadar yorum beni epey idare eder, kendinizi yorum zorunda hissetmeyin sakın.
Ama o kadar iyi geldi, o kadar iyi hissettim ki, gün içinde konuşup bilgi aldığım spor salonundan akşam deneme seansı için randevu aldım, iş çıkışı eve uğrayıp kendime bir spor çantası hazırlayıp yine fırladım ve deneme seansını yaptım; sonra da kayıt oldum!
Epeydir İstinye'de dükkana benzeyen, pembe camlı, camında kocaman Curves yazan bir yer dikkatimi çekiyordu. Curves, Amerika'da yaygın bir spor merkezi zinciri, franchise veriyorlar. Sadece kadınlar için düzenlenmiş bir sistem. Daire şeklinde dizilmiş 8 hidrolik makina ve aralarında dinlenme hareketleri yapılan boşluklar var. Bir noktasından binip 3 tur attıktan sonra indiğiniz bir atlıkarınca gibi. 30 saniye makinada çalışıp 30 saniye aradaki boşlukta hafif hareketler yapıyorsunuz; en sonunda da yan taraftaki boşlukta gerilme hareketlerini yapıp bitiriyorsunuz, hepsi 30 dakika. Arka tarafta soyunma salonu, kilitli dolaplar ve duşlar var. Herkes hep aynı şeyi yaptığı için dikkati dağıtacak hiçbir şey yok. Vitamin bar, aynalar veya size kendinizi yetersiz hissettirecek havalı antrenörler yok; iki genç, cici, güleryüzlü hanım size aradaki hareketleri gösterip, makinalarda hatalı çalışmamanızı sağlıyorlar.

30 dk az değil mi? İlk aklıma gelen soru buydu, ama yarım saatin sonunda programı kırmızı bir surat, nefes nefese, ter içinde bitirdim. Herkesin aynı programı uygulaması uygun mu? Bu da ikinci soru. Makinalar ağırlıkla değil, hidrolik sistemle çalıştığı için siz ne kadar kuvvet uygularsanız, o kadar dirençle karşılaşıyorsunuz; siz güçlendikçe daha güçlü yapıyorsunuz ve hep uygun derecede zorlanıyorsunuz, dediler. Makinalar hidrolik olduğu için kasları şişirmezmiş ve ertesi gün laktik asit birikip tutulmazmış. Arada 3 kez nabız kontrolü var; amaç hep yağ yakma düzeyinde tutmak. Ben tabii her zamanki gibi asker disipliniyle ve gücümü sonuna kadar harcayarak, hiç kaytarmadan yaptığım için üçüncü turu zor tamamladım, bittiğinde ben de bitmiştim.
İsterse ağırlıkla çalışmak kadar faydalı olmasın; "yaptığın" spor en faydalısıdır. Ya da daha uzun süreli yapmaktan daha az faydalı olsun; devam edebildiğin yarım saatlik spor, bıraktığın 1 saatlik spordan iyidir. Daha önce heves ettiğim yetişkin yüzme kursu hala açılmadı mesela. Dolayısıyla ben topu topu 100 m yüzmek için havuza filan gitmiyorum. Yüzmek istediği kadar kadar daha faydalı olsun, ben yüzmedikten sonra neye yarar... Buna ne kadar devam edeceğimi de göreceğiz bakalım. Ben her ihtimale karşı şimdilik 1 aylığına yazıldım.
Bu ani kararlılık ve "artık gerçekten spor yapmalıyız"ı lafta bırakmama gücünü bulmamda bir etken daha var, o da aynı sabah Shrek'in gönderdiği bir yazı. Yazıda "Onlar bile gençken neydiler, yaşlanınca ne oldular" diyerek aşağıdaki gibi fotoğraflar gösterip, düzenli spor ve doğru beslenme ile 92'sinde bile zımba gibi Amerikalı bir vücut geliştirmeci olan Jack LaLanne örnek gösteriliyordu.


Bu da 92'lik amca... Amerika'da yaşayan/yaşamış olanlar bilir belki, TV'de fitness programı filan da yapıyormuş. Adamın bu işten para kazandığını da hesaba katmak lazım tabii.
