19.2.07

Filmler ve Cagrisimlar

Jude Law, Juliette Binoche, onların varligi bile yeterdi aslinda, ama konusunu okuyunca canim gitmek istemedi. Breaking and Entering. Hırsız diye koymuslar Türkce adini. Gitmedigim bir filmden niye mi bahsediyorum? Gitmek istememe nedenim su aralar ne hissettigimin ipucunu veriyor ve ben bunlari yakalamak, kaydetmek, sonra hatirlamak istiyorum da ondan. Sinema .com'daki yorumda söylendigine göre "film ahlak dersi vermeye calismiyor, kahramanların hicbiri yaptıkları icin vicdan azabi cekmiyormus, daha ötesi hırsızlık ya da aldatma gibi ahlâk hazretleri tarafından cezalandırılması gereken suçlar da cezasız kalıyormus". Ahlak dersi veren filmleri sevmem, ama normalligi siradan diye asagilayip marjinalligi, hatta uygunsuzlugu özendiren filmlerden de biktim artik.


Konu filmlerden acilmisken, yillar önce seyrettigimde cok ilginc buldugum, sonra benzer temalar bir dolu yönetmen tarafindan islendigi icin pek özgünlügü kalmayan "Peggy Sue Got Married" filmi düstü bugün aklima. 1986 yapimi bir Coppola filmi. Basroldeki Kathleen Turner, liseyi bitirdigi sene hamile kalip lise askiyla evlenmis, kocasindan yeni ayrilmis bir kadin. Film onun 25. mezuniyet balosuna gidisiyle basliyor. Ayrildigi kocasi da Nicholas Cage. Tabii Peggy Sue baloda rastlayacagi sinif arkadaslari kocasini soracak diye pek huzursuz, ama eski arkadaslarla eski günlerden konusmaya baslayiveriyorlar. Ayni 25 yil önceki gibi gecenin kral ve kralicesi seciliyor, ve kralice secilen Peggy Sue sahneye cikarken bayiliyor. Uyandiginda kendini lise sonda kan verirken revirde bayildigi ana geri dönmüs buluyor.
Filmin bundan sonrasi cok eglenceli, özellikle o zamanlar sürekli kavga ettigi kizkardesine sarilmasi (kizkardesi ne oldugunu anlayamiyor tabii), babasinin büyük bir gururla eve getirdigi arabanin modeliyle dalga gecisi (cünkü o model büyük bir fiyasko olacaktir yakinda). Sonradan yasayacaklarini bilerek o yillara dönünce sonraki kocasindan (o zamanki erkek arkadasi) ayrilip baska bir cocukla bir gece de geciriyor. Sonra ne hikmetse, genc Nicholas Cage'e yine asik oluyor ve bir dizi olaydan sonra, sevgilisi ona evlenme teklif ettigi ve Peggy Sue kabul ettigi anda bugüne geri dönüyor. Uyandiginda kocasiyla barisma havalari esiyor. Tüm bunlar hayal miydi diye düsünürken, bir de bakiyoruz, geri gittiginde kacamak yaptigi cocuk "o" gecenin anisina bir kitap yazmis.
Bu film aslinda bir romantik komedi; belki de ben fazla anlam yükledim, ama neler olacagini bilerek geri gitme fikri beni hep cok etkiledi. Hatta uyku tutmadiginda koyun saymak yerine, neleri farkli yapacagimi hayal ederek uykuya gectim gecelerce. Tabii liseden sinif arkadasimla evli oldugum ve pek de iyi gitmedigi zamanlardi bunlar. O günleri yasayacagimi bilsem ayni secimi yapar miydim diye düsündügüm zamanlar yani. Sonra beterin beteriyle karsilasinca ona kizamaz oldugum zamanlar geldi. Sonra, sonraki hatalarimi onun actigi yaralari sarmaya calisirken yaptigimi düsünüp daha beter kizdigim, kendi zayifligim icin onu sucladigim zamanlar geldi. Simdi hicbir sey hissetmiyorum. Sadece sinifin haylaziyla hayatimi birlestirdigim icin biraz utaniyorum galiba. Ustelik o simdi evli, 6 aylik filan bir kizi var. Benim halim malum. Neyse, hic beddua etmediydim zaten, herkes yoluna... O zamanlar ayrilik nedenimiz gibi görünen kadini da hic suclamadiydim. Pek gurur duyuyorum bununla, degil mi? Daha önce de yazmistim bunu, oradan belli. Tüm bunlar nereden esti derseniz, yarin aksam lise sinifi toplaniyor. Son 3-4 yilda birkac kez toplandiydik, hicbirinde o yoktu; ama yarinkine gelecek gibi görünüyor. Bu kadar lafini ettigime göre hala önemli diye düsünmesin kimse, baska duygular bilincüstüne cikiyor sanki. O zamanlarda da cok güclü bir imajim vardi, pek entellektüeldim, ya doktor olacak, ya güzel sanatlara gidecektim, herkes benden öyle bekliyordu. Ben mühendislik yazip, bir de o yaz Haylaz'la cikmaya baslayinca, hicbirini yakistiramadilar bana. (Esas yakistiramayan benim, anladiniz degil mi?) Annesi bile ben oglunu begenmem, uyanip birakirim diye korkarken biz dört sene sonra evlendik. Evimiz, arabamiz, köpegimiz, tatilköyü tatillerimiz, bekar arkadas grubumuzla oyalanarak gecti sekiz yil. Arada bir sallandi, tövbelerle bir sans daha tanindi, ikincisinde yikildi. Sonra ben gidip kendime yakistirmadigim seyler yapmaya devam ettim... Yeniden "sinif" olarak toplandigimizda tüm basarisizligim yüzüme carpilacak sanki. Ama ben cok güclü ve gayet iyi görünecegim.
Cok sikayet ettim, cok hayiflandim bugün, biliyorum, ama bu bir terapi seansiydi, icimi döktüm. Varsayalim koltukta oturmus, basini sallayarak beni dinleyen birine anlattim, bitti.

Not: Bu haftasonu Nemo bendeydi. Cumadan aldim, babaannesinden, icrayla; pazar aksami biraktim, babaannesine, icrayla, olaysiz. Sonra gece Shrek'in omzunda agladim biraz. Niye cocugumu o kadinla birakip cikiyorum ki ben?!




6 yorum:

isitmekaybi dedi ki...

son cumlen ic acıtıcı...hani sanki taa ilerki zamanlardan geriye bakmışsın da niye bıraktım,bırakmamalıydım diye haykırıyorsun gibi..en kısa zamanda acıyan yüreklerin dinginleşmesi,şifa bulması dileğimle...
svg

TalismanDiyette dedi ki...

Merhaba,
Bu sabah serviste giderken aklıma şu geldi: Ben sizin yazılarınızı ilk keşfettiğimde oturup hepsini okudum, bir günde roman gibi.. Siz gerçekten bu blog yazılarını biraz da düzenleyip roman yazsanız, bence akıcı bir şekilde okunur. Hem de belki tanınırsınız ve bu mücadelenizde size bir yarar sağlar. Düşünür müsünüz böyle birşey?

fatma dedi ki...

Yaşayacaklarımızı bilerek tekrar dönmek isteyeceğimiz zamana dönebilmek güzel bir fikir. Keşke mümkün olsa.Benimde dönmek isteyeceğim zamanlar var....

Hayatın oldukça başında olduğumuz zamanlarda edindiğimiz ve bizimde inandığımız "güçlü" imajlarının aslında gelecekte yaşayacağımız mutsuzlukların kaynağı olduğunu düşünüyorum. Çünkü yaşadığımız kötü şeylerin "güçlü" olma yüzünden benliğimize yansıması bomba hem de parça tesirli bomba etkisinde oluyor ve herkesin başına gelebilecek bu tip şeyleri hayatın getirdiği diyerek karşılayamıyoruz.

Yine de herşeye rağmen"kuyruğunu dik tutmak"dan da geri kalmıyoruz.:)(Bu deyimi sende okuduğumda çok hoşuma gitti ve her omuzlarım sarsıldığında veya yerlerde süründüğümü düşündüğümde aklıma getiriyor ve "kuyruğumu dik tutmaya" çalışıyorum.
Sevgiler...

ekmekcikiz dedi ki...

Sevgili Dory,
"İçdökme" yazını okudum. Haklısın; insan, özellikle böyle eski anılarla, eski tanıdıklarla rastlaşma zamanlarında bir sayım-döküm yapma ihtiyacı duyuyor. Anlattığın filmi hatırlıyorum, ondan çok sonra çekilmiş yine Nicolas Cage'in oynadığı "The Family Man" benzer bir konuyu işliyordu: Hayatımızın bir anında geriye dönseydik, verdiğimiz karar sadece bizi mi, yoksa hayatımızdaki diğer insanları da mı etkiler? Bulabilirsen seyretmeni öneririm, madem ki sık sık bu konu üzerinde düşünüyorsun...
Ayrıca, Türkçe ismine bakma ve "Breaking and Entering"i gör, bence. Eğer yazdıklarından anladıklarım doğruysa, bu film sana çok şey anlatacak. Ben, ilk seferinde bu filmden aradığımı tam bulamadığımı düşündüm, ikinci kez gördüğümde ise eksik parçalar tamamlandı ve çok beğendim. İlgilenirsen, geçen haftaki postlarımdan birinde yazmıştım, okuyabilirsin.
Sana keyifli bir "anı tazeleme" akşamı diliyorum.

dory dedi ki...

delfina, "aciyan yüreklerin sifa bulmasi", bu duydugum en güzel dileklerden biri..
talisman, ben de düsünmedim degil; hatta baska biri daha bir yorumunda bu yazilari bir kitapta toplamami öneriyordu; hatta o yorumdan beri yazdiklarimi word dosyasi olarak da saklar oldum; blogum ucar, blogger kapanir filan diye. Ama simdi degil, belki sonra. Once bu hikayenin sonlanmasi lazim, okuyan insan sonra ne olacagini merak ederek bitirmemeli. Ayrica calistigim sirket ve konumum yüzünden ne ismimi yazabilirim acik acik, ne bir röportaj verebilirim. Faydasi olmaz yani...
fatma, senin gibi ayni dilden konustugum insanlara rastladikca iyi ki bu blogu yazmaya baslamisim diyorum, bir de ortak deyimimiz var üstelik, ne mutlu bana..
ekmekci kiz, family man filminin dvd'si de arsivimde var üstelik, bir türlü vakit bulup seyredememistim. Bu aksamin programi olabilir, iyi hatirlattin:)

Asortik Krep dedi ki...

Bende hep ayrılan ve çocuğunu vermeyen adamlara bu yüzden kızarım..Sonuçta o çocuk ya babasıyla yaşamalı ya annesiyle..Babaanne de kim oluyor? Eğer babasıyla yaşayacak bir ortam yoksa ve anne de yoksa ortalıkta o zaman büyüklerle yaşamalı..Bu tarz erkeklerin kim ne derse desin kadınlardan öc aldığına inanıyorum..Hele ki sizin örneğinizdeki gibi uzaklıklar gelinebilecek mesafedeyken (yani baba gelip görme imkanına sahipken)babaanneye bırakılacağına çocuk anneye verilebilir.Yurdum hakimleri ne düşünüyor bu konuda ya da nasıl karar alıyorlar merak ediyorum..Dışarıdan bu olaya bakan herkez o kadar net görebilir ki bunu..
Ve bir anne olarak ancak bir kadın istemediği zaman babaya çocuk verilmeli diye düşünüyorum.