4.12.06

Kanapede Haftasonu (yeni hemen hemen)

Bir haftasonu daha geçti. Unutmamanin ve diger haftasonlarindan ayirdetmenin tek yolu yazmak...
Mammut Cuma günü annemin Nemo'yu okuldan degil de evlerinden, yani babaanneden almasini kabul ettigi icin, bu da en erken 16.30 sularinda olabilecegi icin, annem sabah 7 feribotuyla Bandirma'ya gecti. Mammut'un neye kizacagi belli olmadigi icin okula ugramadi, gün boyunca Erdek'te oyalanip dogrudan evlerinin önüne gitti. Nemo servisle gelince onu karsilayip, birlikte kapilarini caldi, babaanne cantasini hazirlayana kadar kapida bekleyip alip Nemo'yu cikti. Bir taksiyle Bandirma'ya dönüp 21.30 feribotuna kadar ordu evinde oyun oynadilar, kitap okudular. Nemo telefonda bana "niye senin gelmedigini sorabilir miyim?" dedi. Ben de anlattim, "biraz hastayim, belim agriyor, o yüzden seni evde bekliyorum" dedim. "Hangi eve gidicem ben?" diye sordu, "bizim evimize tabii, anneannenle birlikte bizim eve geleceksiniz" dedim. Gece 24 gibi geldiler. Bebegim önce biraz durgundu, beni kanapede yatar görünce tedirgin olmustur diye düsündüm, üstüne varmadim. Biraz yattigim yerden oyununa katildim, bir film seyrettik, ben benimkinde, o öbür kanapede uyuyakaldik; üstünü örtüp isigi kapatmak anneme kaldi.
Sabah uyandigimizda baktim biraz daha rahat hareket ediyorum, ama hala uzun süre oturamiyorum, yari yatar pozisyonda kalmak istiyor belim. Odevlerini birlikte yapmak icin masa basinda oturdum yine de. Ingilizceme hayran oldu:) Ben de onun matematigine:)) Aralarda oyun ve yemek molalari verdik. Türkce ödevini de yapacaktik ama baktim cok gönülsüz, onu da yarin yapariz deyip kendimize bir film sectik, misir patlattik ve kanapelere kurulduk. VCD'nin kapagindaki reklamlara bakip bana birkac film ismarladi. Onlar bir dahaki sefere artik. Bu kez uyuyakalma bahanesine gerek olmadi, anneanne kanapeye yatak kurdu. O zaten neredeyse bütün oyuncaklarini salona tasimisti. Böylece sabah gözümüzü acar acmaz oyun baslayabildi. Yarattigi hayal aleminde, iyi kahramani benim elime verip kendine de kötülerin kahramanlarini alarak savastiriyor habire.
Okuduklari kitap ve siirler hakkindaki sorulari cevapladiklari bir kitaba, "Ecem'in Gül Agaci" adli bir kitaba iliskin yorumlarini yazmasi gerekiyordu. Once kitabin adi, yazarinin adi, hangi tarihte okudugu, sonra kisaca neler oldugu, nerede gectigi, karakterlerin adi, sevdigi/sevmedigi yönleri, kitabin begendigi/begenmedigi yerleri ve nedenleri, o yazmis olsa sonunu nasil bitirecegi, ne sonuc cikardigi gibi bölümleri doldurdu(k). Aslinda ben sorular sorarak cevabi ona söyletip, "hah iste, cok güzel, bunlari yazabilirsin" diyordum sadece. Kendi cocuklugumu hatirladim. Ben de en cok Türkce kitabindaki parcalarin özet ve anafikrini cikarirken zorlanirdim; babam yardim ederdi. Galiba uzun yillar tek basima yapamayacagimi düsünüp icten ice korktum. O yüzden de aslinda kendinin yaptigini söyleyip durdum.
Ogleni devirdigimizde Mammut'u arayip "sen gidecek misin? sana mi birakalim, yoksa annem mi götürsün?" diye sordum, annemin götürmesini söyledi. Iyi:) Hazirlanirken Nemo yine gözyaslarini tutamadi. Bak dedim, hem iki hafta sonra yine birlikteyiz, hem de seneye baban Istanbul'da okumani istiyormus, o zaman cok daha fazla görüsürüz dedim. "Oo, yaza daha cok var" dedi. Dogru, cocukken zaman gecmek bilmezdi ki... Simdi rüzgar gibi geciyor.
Babasindan spor ayakkabisi yerine (sözde) 5. botunu aldigim icin firca yedigim, babanne de anneme spor ayakkabisinin kücüldügünü söyledigi icin giderken yol üstündeki Boyner'e ugradik. Benim 13.dev adamima cocuk reyonundaki cırt bantlı modellerin 35 numaralari kücük geldi! Büyük modellerinin 36'sı da büyük geliyor tabii. Ayakkabi alma isi bir dahaki sefere kaldi, ama bahaneyle haftasonunun tek oyuncagini aldik, action man serisinden el kadar bir ari-adam. Yol boyunca onunla oynadi. Bütün gün yatarken bir anda bu kadar ayakta kalinca agri degil ama siddetli bir yanma hissi basladi, korktum Erdek'e kadar götürmeye. Yenikapi'ya hep beraber gittik, bilet aldik, bir de National Geografic Kids dergisi; salonda 17.10'a kadar oturduk, sonra onlari yolcu edip el salladim. Agladi tabii, ben kendimi tuttum bu kez.
Annem birakmadan önce de Nemo cok aglamis. Derginin hediyesi olan VCD'yi ve arı-adam oyuncagini annemde birakmis; "babam kizar, gelince oynarim" demis. Insanin icine nasil icsel bir korku saldigini ben cok iyi biliyorum zaten.
Gecen hafta Mammut'la haftasonu ve annemin almasi icin konusurken konu bir gecmis zamanlara, bir uzlasma kosullarina gidip gelmisti. Beyefendi oglunun hic böyle seyler yasamasini istemezmis, simdi anlamiyormusuz ama ilerde cikacakmis bu yasadiklarinin onun ruhunda biraktigi izler, o aile ortami icinde büyüsün istermis, ama ben hic caba harcamamisim. Saka gibi ... Simdi de o uzlasmamizi öneriyormus. Esit sürelerde ikimizde kalirsa, bir hafta onda, bir hafta bende, Istanbul'da bir okula gidermis. Ama üc senedir okul parasini o vermis, ben hic yardim etmemisim, bir üc sene de ben verirmisim. Bir de üveylik asla kabul edemezmis. Ayrica gelip nerede yasadigini görmesi gerekiyormus, bakalim uygun muymus... "O kadar merak ediyorsan, odasinin fotografini cekip gönderirim" dedigimde, "benim kapim sana acik ama" diyor. "Benimki degil" deyince de piskin piskin "ne kadar da kincisin, cok uzatiyorsun eski hikayeleri" diyor. Bu hafta arayacakmis, cünkü ben aramayi gurur meselesi yapiyormusum. Iyi, arasin. Bir ise yarayacagini sanmiyorum ama arasin. Mahkeme sonuclandiginda velayeti bana verip, onun kabul edemeyecegi kadar az görme hakkini ona taniyacagini bildigi icin önceden anlasmaya calisiyor. Tehdidi de karari begenmezse uymayacagi. Ben de tamam dedim, "bir hafta sende, bir hafta bende kalsin, veya senin islerin müsait oldugunda, seyahatte olmadiginda sende kalir, kalaninda bende; mahkemenin kararini harfiyen uygulamak zorunda degiliz." Mahkeme karari benim güvencem, gerektiginde uygulamaya konulabilecek olmasi yeter.
Bu arada belim iyi. Ise gitmeye basladim. Sadece cok cabuk yoruluyorum ve yanmaya basliyor, ama hareketlerimde bir kisitlanma yok. Simdi rejim zamani... Bir yandan da Türkiye'deki ikinci el piyasasini anlamaya calisiyorum. Simdilik gördügüm kadariyla, kosu bandi alip cok az kullanan ve yer darligindan satmaya calisanlar cok tok satici. Eve teslim bilmem kac taksit fiyatindan KDV'yi, belki bir de %5-10 düsüp satacaklarini düsünüyorlar. O aletin evden eve tasinmasi bile ciddi para tutar. O kadar az farka niye 2.el alayim ki, garantisi kisalmis olsun; dükkanla pazarlik ederim daha iyi...
Iste böyle...

10 yorum:

Adsız dedi ki...

Allah yardımcınız olsun.İnşallah oğlunuzla ve sevdiklerinizle daha güzel sağlıklı günler geçirmenizi Rabbim nasip eder.Bu sınavdan yüzünüzün akıyla çakarsınız inşallahh.Emin olun Rabbim bu sıkıntıları bu dünyada belki olmasa bile ahirette mükafatını mutlaka verecektir.Sabır anahtar kelimeniz sanırım.seda

enne dedi ki...

Nemonun her ayrılıkta ağlaması beni çok üzüyor. Babasına saygılarımı (!) sunup duruyorum kendi kendime. İnşallah daha uzun ve çok kalır sizde en kısa zamanda.

cakiltasi dedi ki...

Birinin yelkenleri yavaş yavaş suya iniyor sanırım, bu da birşeydir.
Belin için doktoruna pilatesi sormanı tavsiye ederim. Omurgayı, sırt, bel ve boynu güçlendirdiğini söylüyorlar. Bu fıtık, tutulma vs hastalıklar hep omurgamızın zayıflığından kaynaklanıyormuş. Belki biraz daha iyileştikten sonra izin verir.

legolas dedi ki...

Bence de kopruyu gecene kadar onun dedikleri oluyormus gibi olsun. Sen Nemoya kavustuktan sonra, mahkeme de sonuclandiktan sonra, kararlari sen verirsin. Birak simdilik o verir gibi olsun :)) Nemo icin cok uzuldum, boyle bir korku gercekten insanin ustune siner ama yasayacagi guzel seyler, guzel anlar ve karsialacagi guzel insanlar bunu unutturacaktir.

İki haftasonda sende iyilesmis ve ayakta olursun, ona bir kek bile cirparsin :))

Adsız dedi ki...

blogunu bastan sona okudugum halde hala anlaýamiyorum neden nemo babannesinde. nebicim bir hukuk devleti bu? neden bu kadar zaman aliyor velayetini geri almak, sen annesin senin cocugun o. isin, egitimin, akil sagligin herseyin var. nedir sebep! cok uzuluyorum bir anne olarak cok.
sevgi ve selamlar.

Adsız dedi ki...

öncelikle geçmiş olsun bel rahatsızlığı çok zor ve tatsız bir durum...
14 Mart haftasinda Strassbourg'da oldugun ve AIHM'ne basvurdugunu yazmışsın nasıl basvurdun diye sormak istiyorum..yani metin türkçe mi ingilizce mi hukukcu tarafından mı hazırlanması lazım yoksa sıradan bir vatandas da yazabılır mı..basvurabılmek için Strassbourg'a gitmek şart mı..biraz bu konuda bilgi verir misin..ayşe

Hülya dedi ki...

Çok ama çok geçmiş olsun.Bel rahatsızlığı çok zordur tahmin edebiliyorum.
Ama şu oğlunuzla hasretliğinize çok içim yanıyor.Hani bir çözülse dertleriniz;bir çözülse...

dory dedi ki...

Herkese teşekkürler.
Ayşe, AİHM başvuru için web sitelerinden indireceğin bir formu Türkçe doldurman yeterli; Türkiye masasındaki hukukçular Türk zaten. Avukat yardımı gerekip gerekmemesi tamamen sana ve konuya bağlı; ben tek başıma doldurabildim. Başvurmadan önce Türkiye'deki tüm hukuki yolların tükenmiş olması gerekiyor; yani dava sonuçlanmış, temyize gidilip onaylanmış olmalı. Formu doldururken AİH sözleşmesinin hangi maddesinin ihlali olduğunu da belirtmen gerekiyor. Ayrıca ekte dava dosyasının fotokopisini de göndermelisin. Umarım biraz ışık tutabilmişimdir.
Sevgilerimle

Gün dedi ki...

Canım sık dişini çok az kaldı, ben de okudukça o kadar üzülüyorum ki Nemo'nun göz yaşlarına, az kaldı dayanın :(

Talisman dedi ki...

Blogunuzu iki gündür okuyorum. Roman okur gibi. Yaşadıklarınız içimi acıtsa da hayata karşı bu güçlü duruşunuza ve pozitif yanları görebilmenize hayran kaldım. Artık hiçbirşey üzmesin sizi isterim.
Kendi dertlerim de doğrusu bana karikatür gibi şımarıklık gibi göründü.
iyi dileklerim sizinle. Umarım isteğiniz bir an önce gerçekleşir.
Sevgiler.