18.1.06

Innsbruck'da Kayak Tatili

Bu akşamki iş yemeği erken bitti. Misafirimiz de yol yorgunu zaten. Oteline uğramadan, ofisten çıkıp dosdoğru yemeğe gidince erken erken dağıldık. Ben de Innsbruck anılarıma başlayayım dedim. Bu arada Mehmet arkadaşımızın yorumunu fark ettim, valla niyetim nispet değil. Bu bir günlük, öyle değil mi? Ne yaşanıyorsa onu yazmak lazım.
Öncelikle, bayramda turla bir yere gidilmez diyenlerin haklı olduğunu, o hava alanlarında beklemekten sefil olmuş, kızgın insanların münferit örnekler olmadığını, olsa olsa turla seyahate çıktıkları için müstahak olduklarını doğruluyorum. Ayrıca Tur Project ve Baracuda ile hiçbir yere gitmemeniz, Onur Air ile uçmamanız için sizleri uyarmayı görev biliyorum.
Uçağın 3.30'da değil 5.30'da olduğunu 1.30 sularında havaalanında vardığımızda öğrendik. Rötar filan değil, uçuşun normal saati öyleymiş. Tur operatörümüz bizleri arayacakmış ama nasıl olsa yola çıkmışızdır diye düşünüp aramamış. Biz arkadaşlarımızla buluşup bekleşmeye başladık. 3.30 sularında check-in kontuarı belli olduğunda önünde oluşan kuyruğun sonunda yerimizi aldık. Allah için uçak zamanında kalktı. Ama sis muhalefeti nedeniyle Salzburg'a inemedi, Linz'e indi. Bu arada daha uçaktayken 10 bavulun uçağa binemediğini, daha sonra geleceğini öğrendik. Tabii herkes "benimki olmasın" diye bildiği tüm duaları okudu (tahmin edeceğiniz gibi ben dua filan bilmem). Zaten Linz havaalanında, bizi Innsbruck'a götürecek otobüsleri beklediğimiz için kayıp bagajları listelemek, tarif etmek ve kayıt tutturmak için bol bol vaktimiz oldu. Bende eksik yoktu; Shrek'in kayaklarıyla Nil'in kayak ayakkabıları gelmedi. Galiba 11 gibi otobüsler geldi. Bavullarımızı, kayaklarımızı peşimizden sürükleyerek otobüslere yerleştik. Bu arada her yer kar altında ve -8 derece. Öğlen yemeği molasını da sayarsak yol 3-4 saat sürdü. Otellere vardığımızda saat 4'ü bulmuştu. Bu kadar zamanda arabayla bile gelebilirdik diye söylenenlere ve şimdilik kayıp bagajlara rağmen grubun keyfi fena değildi. En azından ben bizim oteli çok beğendim. Soldaki resimde gördüğünüz Hotel Sepple, Innsbruck'un civar köylerinden biri olup tramvayla yarım saatlik mesafede bulunan Mutters'de 3 yıldızlı bir otel. Yaklaşık 25 odalı, sevimli bir yer. Odamızın balkonundan görülen manzara bile orayı sevmeye yeter zaten. Aynı manzarayı sağdaki resimde olduğu gibi kahvaltı ve yemek salonunda da görüyorsunuz.
Sonradan fark ettim ki sabah kahvaltısı ve akşam yemeği de değme lüks otelleri cebinden çıkarır. Gerçi Nil'in nişanlısı Bül lezzetlerini sevmedi, İzmirli ailenin babası yavaş buldu ama bence özellikle akşam yemekleri çok çok iyiydi. Menü, çok şık sunumlarla servis yapılan çorba, küçük bir porsiyon ara sıcak veya soğuk, ana yemek (genelde soslu bir tür et ve iki çeşit garnitür) ve tatlıdan oluşuyordu ve her akşam şaşmaz bir kalitede sunuluyordu.
Günlerimiz ise sabah 9 sularında ya rutin otobüs seferleri olan yakın bir kayak merkezine ya da bir gün önceden resepsiyona isim yazdırılması gereken bir otobüsle gidilebilen daha uzak bir kayak merkezine giderek başlıyordu. Gerçek kayakçılar bu otobüs yolculuklarını zahmetli bulup pek sevmedi. Kayaklar omuzlarda, kayak ayakkabıları kucakta durağa yürümek, otobüse yerleşmek ve uzak bir merkez seçmişseniz bir saate yakın yolculuk yapmak, oradan teleferiklerle dağa çıkmak gerçekten de zahmetli, ama bence çok da zevkli. Tabii sevmeyenler "o tepeden de kayayım, şu pistten de ineyim" hevesinde, yolda geçen zamanı kayıp olarak görüyor. Bense geçtiğimiz köyleri görmekten hoşnut, Shrek'le sohbet ede ede yolun keyfini çıkarıyordum.
Pazar günü 15 km uzaklıktaki Axamer Lizum'a gittik. Ben 1 saat ders aldım, sonra da Shrek'le tepeye çıktım. O kayarak inerken ben fotoğraf çektim, sıcak şarap içtim ve teleferikle indim.


Pazartesi 30 km uzaklıktaki Stubai Gletscher'e gittik. Zirvesi 3000 m yükseklikte dev bir kayak merkezi orası. Bu kez 4 saatlik bir grup dersine katıldım, günü eğitim pistinde İngiliz, Güney Afrikalı ve Yeni Zelandalılardan oluşan grubumla geçirdim. Hoca tekniğimi çok beğendi, geçen sene aldığım 3-4 saatlik dersle geldiğim seviyeye çok şaşırdı; ben de pek şişindim tabii.

Ertesi gün grubu tepeye çıkaracağı için arkadaşlarımız başka bir merkeze gitmelerine rağmen biz Shrek'le yine Stubai'ye geldik. Ama Salı günü ders pek parlak geçmedi. Aynı eğimde bir pisti uzatıp daha yükseğe taşıdığında ben niye korkmaya başlıyorum, niye gerilip kalıyorum anlamak mümkün değil. Hoca bunun açıklamasının olmadığını, sadece aşağıda daha çok kayıp güven kazanmaya ihtiyacım olduğunu söyledi, ama oradan nasıl indiğimi bir ben biliyorum. Hatırlıyorum da, arada beni rahatlatmak için "karnından derin derin nefes al" diyordu; ben de "aha, demek ondan olmuyor, pantalonum öyle dar ki ben zor nefes alıyorum" diye espri yapmaya çalışıyordum. Şaka bir yana, kayak kıyafetimi aldığımdan bu yana 12 kg aldığımı düşünürsek sıkı da olsa içine sığdığıma şükretmem lazım. Gerginlik insanı çok da yoruyor.

Öyle yorulmuşum ki ertesi gün kaymaya gitmek yerine Innsbruck'u görme programı yaptık. Güzel, içinden nehir geçen, nereye baksanız fonda karlı dağlar olan temiz bir Avrupa şehri işte. Ne yapayım, ben buraları seviyorum, hatta niye buralarda yaşamıyorum diye biraz hayıflanıyorum, biraz uzun kalırsam da kıskanmaya başlıyorum. Herhalde Almanca biliyorum diye, özellikle Almanca konuşulan şehirlerde giriyorum bu psikoza, yoksa Avrupa'nın her şehrinde değil.
Perşembe otelin köşesinden geçen otobüsle Mutters'in kayak merkezine gittik. Yine teleferikle tepeye çıktık, Shrek ben korkumu yeneyim diye eğitim pistinde benimle indi-çıktı-indi-çıktı. Sonuçta onun sayesinde "birkaç hafta sonra Uludağ'a gidelim, ben artık kayıyorum, ama daha çok yol yapmam lazım" diyerek bitirdim günü. Buralarda kayak o kadar hayatın içinde ki insan hemen havasına giriyor. Bacak kadar çocuklar (sözün gelimi değil, hakikaten!, 4 yaşında ancak varlar) pistlerde kayıyor, ağzı emzikli bebekler annesinin kucağında 3000 m'lik buzulun tepesine gezmeye gidiyor, ailecek yolun kenarına park edip (Belgrat Ormanı'nda pikniğe/koşuya gitmişleriniz bilir, aynen oradaki gibi) teleferiğe biniyorlar. Bambaşka bir dünya burası...

Cuma günü trenle Fulpmes'e kadar gidip yine Innsbruck'a döndük, biraz alışveriş yaptık. Alışveriş dediğim de kitap, dergi, çikolata filan... Sıra geldi dönüş macerasına. Uçağımızın Cumartesi sabah saat 8:00'de Salzburg'dan kalkacağını sandığımız için 2.30'da uyandık, 3.00'te otobüslere doluştuk, tabii yerleşmemiz, uyuyakalan bir kişiyi almak için geri dönmemizle hareket saati 3.30'u buldu. Yine de çok erken olduğu için havaalanında önce check-in kuyruğunda, sonra gümrük kuyruğunda beklememize rağmen vakitlice kapıya geçtik; tipik bir Türk kafilesi olarak duty-free'yi talan ettik; uçak kalkış saati geldi, ama boarding bir türlü başlamıyor. Önce sis yüzünden uçağın inemediği açıklandı; sonra pilotun tecrübesiz olduğu, o yüzden sisli havada inemeyeceğini bildirdiği söylendi; sonra uçak eski olduğu için otomatik pilot ile kule arasında bağlantı kurulamadığı, o yüzden inemediği açıklandı (bu arada duty-free'den alacaklarını almış olan grup ikinci, üçüncü tur bakınıp orayı ihya etti). Eller kollar dolu olmasına rağmen nasılsa uçağa bineceğiz rahatlığıyla alıp durdular. Ha ha:) 10 sularında uçağın Linz'e indiği, otobüslerle transfer olacağımız açıklanınca herkes şok oldu tabii. Nasılsa uçağa bineceğiz diye montunu bavuluna koyup bagaja veren bile vardı, ama sonuçta hepimiz bir yetkilinin peşinden, 20-30 kişilik gruplar halinde, önce çocuklu aileler olmak üzere -8 dereceye çıktık, bavullarımızı ve kayaklarımızı römorkların üstünden alıp otobüslere yerleştirdik. Şaka değil, ciddi söylüyorum! Linz'e varıp işlemleri tamamlayıp uçağa binmemiz saat 2'yi buldu. Bu kadarla da bitmedi, uçağa girdiğimizde tam önümüzdeki sırada oturan ve bütün bu beklemeler sırasında fazlaca içmiş olan genç adam iyice fenalaştı, önce taşkın hareket ve bağrış çağrış, sonra kusma, sonra sızma şeklinde yolculuğu rezil etti. Daha anlatacak çok detay var ama ben anlatmaktan yoruldum, sabır gösterip sonuna kadar okuyan varsa helal olsun. Sonuçta eve vardığımızda saat akşam 9'du. Aklımız tatilde kalmasın diye, eve döndüğümüze sevinelim diye yol eziyetli geçiyor herhalde...

Özet : Innsbruck çok güzel. Çevresindeki kayak merkezleri çok güzel. Mutters çok güzel. Hotel Sepple çok güzel. Kayak çok güzel, ama hızdan korkuyorsanız ve 40 yaşında başlıyorsanız zor. Bayramda turla seyahate tövbe. Erken karar ver, mil puan kullan, THY ile uç, otelini ayarla, üçkağıtçı acentaların, beceriksiz rehber bozuntularının elinde rezil olma, üstelik daha ucuza çık.

6 yorum:

huysuz ve tatlı dedi ki...

süper bi tatil olmuş dory :) kayak müthiş birşey olmalı !

incircekirdegi dedi ki...

Tatil şahaneymiş, zevkle okudum. Turlarla ilgili olarak ben sikayetvar.com diye bir siteden yararlanıyorum. Bu sitede herhangi bir firmadan aldığı hizmetten memnun olmayan insanların yazdıkları yayınlanıyor (istersen sen de yaz).Sorumluluk sahibi firmalar da özür ya da mazeret cevapları yazıyor, yazmayan rezil olduğuyla kalıyor. Tur firmalarında en iyi sicilli olanları Setur, Duru ve Miltur.
Bir dahakine artık :)

Gün dedi ki...

Turların tatilleri rezil etmesine gıcık oluyorum, yine de çok güzel bir tatil geçirmişsiniz çok sevindim :)

N.E.Y. dedi ki...

Görüntülerden çok güzel bir yere gittiğiniz anlaşılıyor. Yol eziyetleri dışında güzel vakit geçirmişe benziyorsunuz. Darısı başımıza :)

Başak dedi ki...

Sonuna kadar okudum zevkle.Ben de cocuk kucuk bayramlarda hic bir yere gidemiyoruz diye uzuluyordum.Verdigin bilgiler icin de sagol.Fotograflar harika gozukuyor.Sevgilerimle.

dory dedi ki...

Başakcım, ben de oğlum küçükken hiçbir yere gitmezdim; halbuki Tirollerin tepesinde emzikli bebekler bile vardı, anneleri kayak yaparken babalarının kucağında dolaşıyorlardı. Püf noktası anneye destek olacak bir baba galiba. Seninki de öyle birine benziyor (sitende bir tur attım da), bu yılları kaçırmayın bence.